14. May, 2017

beş cumhuriyet kadını...

Malum bu gün anneler günü.
Ben de,
varoluşuma neden olan,
o ulvi varlık için bir şeyler söyleme ihtiyacı duydum nacizane.

Ama ondan bahsederken,
asla babamı yok sayamayacağım.
Çünkü o tesadüf olmasa,
o benim annem olamayacaktı maalesef.
Canım babam. İlhan bey...

Tabi ki,
annemin varoluşuna neden olan insanları da yok sayamam...

Aşağıdaki ilk fotoğrafta, evlatlarını etrafına almış gördüğünüz,
Sevgili anneannem Selime hanım.
Sol başta elini anneannemin omzuna koyan güzel kız canım annem.
Annemin yanında ise tüm otoritesiyle ve tüm zerafeti ile en büyük teyzem Cihan Hanım duruyor.
Örülmüş saçları ile anneannemin yanına ilişmiş olan o güzel kız ise,
en küçük teyzem Şükran Hanım.

İkinci fotoğraf ise,
Canım babam ve annemin.
Kardeşlerimin ve benim varoluşumuza imza attıkları fotoğraftır o.

Selime anneannem gelişme çağında çok güzel bir kız olduğundan,
efeler tarafından kaçırılma girişimlerine maruz kalınca,
apar topar zabıt katibi olan dedemle evlendirilmiş.
Bu evlilikten üç kız ve bir oğlan evlada sahip olmuş.
Kızlarından en büyüğü,
öğretmen olmayı seçmiş.
Çok emin değilim ama sanırım yıl 1950'ler falan.

Teyzemin öğretmen olarak tayininin çıktığı esnada,
Sevgili Dedem kötü bir hastalığa tutuluyor.
Canım anneannem,
hasta eşini 17 yaşındaki annemle bırakıp,
küçük kızı ve oğlunu da alarak,
tek başına uzak bir kasabaya gönderemeyeceği teyzemin,
istikbali için peşinde yollara düşüyor.

Bir süre sonra,
giderek kötüleşen dedem vefat ediyor.
Anneannem,
teyzem ve diğer evlatları ile başka bir nahiyede olması sebebiyle,
17 yaşındaki anneme komşuları sahip çıkıyor.
Anneanneme telgraflar çekiliyor.
Haberin onlara ulaşması ise,
tam bir ay sürüyor.

Bu hikayeyi öğrendiğimde,
tam 40 yaşındaydım.
Küçük teyzem ve kızları ile bir aile yemeğinde,
her zamanki gibi eskileri deşeliyorduk.
Annem,
yemek esnasında bu konu ile ilgili hayretler içerisindeki sorularımıza,
öyle sıradan bir şeymiş gibi cevaplar veriyordu ki,
hikaye tam olarak ortaya çıktığında duyduklarımıza inanamayıp,
kuzenlerimle şoka girmiştik.
Her sorumuzun tek bir yanıtı vardı…
‘’ O zaman öyleydi kızım...’’

17 yaşındaki bir kız çocuğu,
tek başına hasta babasına bakarken,
onu kaybediyor ve bir ay komşularında misafir ediliyor.
Bakmayın misafir dediğime,
aslında evin işlerini canım annem,
yani o yapıyor.

Bir ay sonra haberi alan anneannem,
teyzemi orada yalnız bırakamadığından,
geri dönebilmek için,
hemen tayin ile ilgili başvuru yapıyor.
Bir acı olay da orada fark ediliyor.
Bu tayine,
Sevgili Teyzemin, Cihan olan isminin neden olduğu,
erkek olduğu varsayımıyla bu uzak diyara, tayin edildiği gün yüzüne çıkıyor.
Ve derhal, gerisin geriye tayini çıkarılıyor.

Bir buçuk ay sonra geri dönebilen,
ve genç yaşta üç kızı ve bir oğluyla yapayalnız kalan anneannem,
üç ay dedemin maaşının bağlanmasını bekliyor.
Canım anneanneciğim.
Yaşadığı talihsizlikler bununla da kalmamış maalesef.
En büyük darbeyi ise,
18 yaşındaki tek oğlunu, o amansız hastalıktan kaybetmesi ile alıyor.

Ve geriye,
gencecik Selime hanım ve güzeller güzeli üç kızı kalıyor.

İşte o ortancası,
17 yaşında hasta babasının sorumluluğunu alabilen kızdır,
benim annem.

Ve o dönemde,
o yıllarda,
ben öğretmen olacağım diye anneannemi yollara düşüren kadın,
Cihan'dır benim teyzem, anne yarım.

Bir diğer anne yarım,
Sevgili teyzem Şükran'dır, iliklerinize kadar anne yarısı hissettiğiniz güzeller güzeli teyzem.

Kızının geleceği için,
gözünü kırpmadan böylesi önemli bir karar verip,
çocuklarını da koluna takarak,
1950'lerde,
yollara düşebilendir benim anneannem.

Ayrıca,
birini anne olarak hissedebilmeniz için,
illa ki kan bağı olması gerekmiyor.
Hayatım boyunca yok sayamayacağım biri daha var.
En az annem kadar emeği vardır üzerimde asla inkar edemem.
Ne olursa olsun o hep benim Nazike annemdir.
Öyle de kalacaktır. Nurlarda yatsın…

Ne çok şanslıyım görüyor musunuz?

Bu beş cumhuriyet kadını,
yoğurmuştur beni.
İşte,
benim rol modellerim.
Hayatıma yön veren kadınlar onlar.
1950’lerde,
yapayalnız ayakta durmayı başarabilmiş dört kadın.
Sanırım taşıdığım bu cesaret ve bu deliliği,
onlara borçluyum ben.
Onlar benim omuzlarımdaki nişanlarım…

Heyy!
Selime Hanım! Nazike Hanım! İlhan Bey! Nurlarda uyuyun!

Ve,
Selime hanımın üç güzelleri!

İyi ki hayatımızdasınız ve iyi ki varsınız!
Sizi çok seviyorum!

Sizi,
çok seviyorum!

 

Ayşe Nurhan Karahan