23. Ara, 2016

masal değil gerçeğin ta kendisi...

Yer Bodrum. Köyün adı Peksimet…
28 metre kare kapalı bir alan,
başta köy çocukları olmak üzere,
çocuk kütüphanesi olarak büyük bir şölenle çocukların kullanımına açıldı.

Peksimetin ne olduğunu hepimiz biliriz. Sanırım kısaca, bayatlamayan ve uzun süre bozulmadan muhafaza edilebilen kurutulmuş ekmek diyebiliriz onu tanımlamak için.
Bir köye neden Peksimet adı verilir ki?
Araştırdığımda, mutlaka sizle paylaşmam gerektiğini düşündüğüm bilgiler edindim ben. Peksimet köyü altı adet yel değirmeni altına kurulu Bodrumda.
Birinci dünya savaşı yıllarında,  yani açlık ve sefaletin her yerde kol gezdiği sıralar da, Yunanlı tüccarların ‘’ praçella ‘’ denen teknelerle Peksimet köyüne yakın Kadıkalesi iskelesine, mısır, buğday, arpa, darı getirdiklerini, karşılığında yel değirmenlerinde bunları una çeviren köy kadınlarının yaptıkları peksimetleri alarak Yunanistan’a götürdüklerini öğrendim.
Köy bu yüzden Peksimet adını almış. Daha sonraki yıllarda ise süngercilik ve balıkçılık nedeni ile, bu üretim yine devam etmiş. Şimdilerde ise, Dereköy de bir iki teyzemizin hala üretimde bulunduğu biliniyor. Peksimet Köyü Bodrum Gümüşlük arasında yer alıyor. Ülkemizin doğusundan, özellikle Van’dan göç aldığı biliniyor. Emekçi, zanaatkar ve çok çocuklu ailelerin yaşadığı bir köy.
Köyün hikayesi bu olmakla beraber, neden bilmiyorum ama, peksimet denildiğinde aklıma gelen ilk şey yokluk benim.
Her hangi bir yokluk yaşamış olmamama rağmen,
neden böyle hissettiğimi düşündüğümde, bunun aileden gelen öğretilerden kaynaklandığını fark ettim. Ninelerimin ve annemin hiç bir ekmeği ziyan etmeyip, onları kıtırlaştırdığını hatırladım birden. Çünkü onlar yokluk görmüşlerdi ve yoktan var etmeyi bilen bir nesil olarak o alışkanlıklarını hala sürdürmüşlerdi biz çocukken. Ekmeyi zayi etmememizi sağlamak için olsa gerek, hiç durmadan ‘’biz küçükken hep peksimet yerdik’’ sözünü tekrarladıklarını hatırladım sonradan.

Yer Bodrum. Köyün adı Peksimet…
Bir kütüphane açılışı nerede ise tüm Türkiye de ses getirdi. Bir çok yayın kuruluşu da bunu haber olarak yayınladı.
Gönüllü olarak bizzat bu oluşumun içinde olmam nedeni ile, o anda bu konuda yazmayı etik bulmadım ben. Sonuna kadar da bu çalışmanın keyfini yaşamak istedim ayrıca. Ama şimdi en ince ayrıntısına kadar yazmak istiyorum size.

Her şey bir gün bitmek için başlıyor genelde ama,
o sosyal medya hesabında bu konu ile ilgili ‘’ Bu gün nasıl güzel bir şey yapayım diye uyanan kalp ‘’ diye başlayan çağrıyı gördüğüm gün,
bu benim için böyle değildi… Sanırım, benim gibi bu çağrıya sorgusuz sualsiz kulak ve el veren herkes için de bu böyle değildi. Hele Peksimet köyü çocukları için ise, sonu gelmeyecek bir rüyanın başlangıcıydı o an. Çünkü o küçücük yüreklerin, hayallerinin bile ötesi vardı henüz bilemedikleri…
O gün ben o hiç tanımadığım kişilerin, o çağrıdaki samimiyetlerini ta bilgisayarımın başından hissettim…
Bana ‘’ O benim! Bana sesleniyor! Evet, benden bahsediyor o! ‘’ dedirten o çağrı ile,
ben ve benim gibiler kocaman bir biz olup, büyük bir imece ile, Bodrum’un Peksimet köyünde hiç bitmeyecek bir oluşuma başlangıç yaptık hep beraber.
Bizim için her şey o gün o çağrı ile başlamıştı ama,
asıl hikaye, iki dostun kafa kafaya verip, bu köy çocukları için ne yapabilirizi düşünmesiyle başlıyor tabi ki… Fark ettiğiniz gibi bizleri uyandırmadan önce uyanmış o iki güzel kalp. Oturup Peksimet köyü çocuklarını düşünmüş. Bununla da kalmamış o kalpler. Onlardan biri, kendi mülkü olan bir yeri adres göstermiş hemen. Önce bir kitaplık fikri oluşmuş. Mekanın küçük sevimli bir kütüphane olabileceğine kanaat getirdiklerinde ise ivedilikle sosyal medya da ‘’Peksimet Köyü Çocuklarına Kütüphane Kuruyoruz’’ isimli gurubu oluşturuvermişler.
Yazınca ve okuyunca masal gibi geliyor ama, inanın masal değil bu…
Gerçeğin ta kendisi.
Ama muazzam bir büyü. Hepimizi içerisine çekiverdi öylece.
Büyü nerede başlıyor biliyor musunuz?
Biz birleştik. Biz bir yumak olduk. Ülkenin içinde bulunduğu bu kötü günlerde ne çok ihtiyacımız varmış, böylesi bir kenetlenmeye meğer. Birbirini hiç tanımayan insanların hiç bir çıkar gözetmeden bir araya gelmesi… Açılıştaki o muazzam kalabalık bir alışveriş merkezi açılışı için değil de, 28 metre karelik küçücük bir kütüphanenin açılışı için toplanmıştı. Biz, kaybetmeye yüz tutmuş yardım etme ve birleşme, bir olma duygularımızı yeniden inşa etmiştik bu 28 metre karelik kütüphane ile. Ve bu oluşumdaki insanların hiç biri ne reklam, ne de öne çıkma çabası içindeydi. En büyük büyü de buradaydı zaten.
Bunu hissede bilmeniz için bazı detaylar vermem gerek.
Dört duvar 28 metre karelik alan, tamamen sosyal medya üzerinden yapılan çağrılarla, bireysel yardımlar, köy sakinleri yardımları, Bodrum esnafı ve Bodrum Belediyesinin desteği ile kütüphane haline dönüştü.
Gurup sayfasından çağrı yapıldı; ‘’ Bu gün nasıl bir iyilik yapayım diye uyanan kalp dört kutu boya bırakabilirsin kütüphanemize ’’ O güzel yürek ‘’ben bırakıyorum’’ diye anında yanıtladı…
Gurup sayfasından çağrı yapıldı; ‘’ Şarjlı matkap ihtiyacı var ’’ Diğer güzel kalp ‘’ ben de var, bir saat sonra elinizde ’’ yazdı.
Gurup sayfasından çağrı yapıldı; ‘’ Mineflo yer kaplamsına ihtiyaç var ’’ Başka bir güzel yürek ‘’ o iş bende ‘’ diye cevapladı.
Gurup sayfasından çağrı yapıldı; ‘’ Boya için gönüllü ihtiyacı var’’ Bir başka güzel kalp ‘’ Ben varken boyacı mı arıyor sunuz? ‘’ yazdı.
Gurup sayfasından çağrı yapıldı; ‘’ Araçta mazot bitti ’’ Güzel kalplerden başka birisi ‘’ Hesap numarası lütfen ‘’ diye cevapladı.
Gurup sayfasından çağrı yapıldı; ‘’ Çocuk kitapları istiyoruz’’ Türkiye’nin dört bir yanından kitap yağdı güzel yüreklerden ve o duyarlı kuruluşlardan.
Bu çalışmayı duyup duyarsız kalamayan, ünlü bir sanatçımız Nejat İşler’imiz bile var bizim. Ressamlarımızdan Sevgili Mine Arasan’ ın çocuklara kılavuzluk etmesiyle, çocukların kendi kütüphanelerinin girişindeki kocaman panoya yaptıkları resmi görmelisiniz.
O kadar çok bireysel el uzatıldı ki saymakla inanın bitmez.

Her uzatılan el Peksimet Köyü Çocukları sosyal medya gurup sayfasında kahraman ilan edildi. Hepimiz birbirimizi kutladık alkışladık. Onu çok sevdiğimizi yazdık o sayfaya. Kapımızı yapan sevgili marangozumuz kalp krizi geçirdi, guruptaki 2600 kişi ona şifa dileklerimizi gönderdik.
Reklama giriyor diye İsim veremiyorum ama,
bir de,
bizim bir Bodrum Esnaflarımız ve Bodrum Belediyemiz,
adını ayrıca söylemeden edemeyeceğim bir Taner Uslu’ muz var ki…
Her şey tamam dediğimiz anda, açılışa bir kaç gün kala, o çatımızın akması ile hepimizin çöktüğü o an var ya? İşte onlar ve yine mühendis olan diğer bir güzel yüreğin sihirli dokunuşu sayesinde, çatı onarımı işi de, bir anda şenliğe dönüşüverdi bizim açımızdan. Ve kütüphanenin raflarının yapımında ve her türlü tamirat işinde hep orada olan, hakları hiç bir zaman ödenemeyecek iki güzel yüreğimiz daha var.
Çocuklar? Peki ya köy çocukları? Onları unuttuğumu mu sandınız? Onlar da bizimle beraber kütüphaneleri için büyük bir heyecanla boya yaptılar. Bu çalışmanın içinde olan bir çok kişinin kendi işlerini ertelediğine bizzat şahit oldum ben. Çocukların gözlerindeki o ışıltı her şeye değerdi inanın bizler için. Çünkü beş yaşındaki Yusuf, bizimle taburesini boyamak istedi o köyde beyler bayanlar…
Kırk beşinci gün…
İçinde,
kaybettiğimiz minik bir yüreğin anısını yaşatmak adına,
iki kitaplık ayırdığımız kütüphanemiz,
bu muhteşem büyü eşliğinde ortaya çıkıverdi.

Ama bitmedi…
O çocukların hayalleri vardı. Oyuncaklar, balonlar, patlamış mısırlar, elma şekerleri, pamuk şekerleri. Onlar hepimizin hayali oldu.
Öyle ki,
bir baktık, aramızdan bir başka güzel yürek, pamuk şekeri makinası siparişi verivermiş.

Ve en son olarak,
çocukların da dahil olduğu bu imece,
artık bir şölen eşliğinde,
tamamen onlara ait bir günle,
onların dağarcığına yeni bir filiz olarak yerleşsin istedik.

Açılışı duyan güzel yürekler tekrar kolları sıvadı. Bir güzel yürek ‘’ ben yüz boyarım ‘’ dedi. Başka güzel yürek ‘’mısırları ben patlatırım’’ diye seslendi. Bir çok güzel yürek ‘’ evde bir şeyler yapıp getireceğim’’ diye aradı.
‘’ Müzik yapmak istiyorum çocuklar için masallı’’ dedi başka yürekler. ‘’ Çocuklara hayvan sevgisi aşılamak için, eğitimli köpeğimi getirip, hayvan dostlarımız ile ilgili bilgiler verip yayınlar dağıtacağım ‘’ dedi bir başka güzel kalp.
‘’ Bu şölende biz de aranızda olacağız biz de! ‘’ dedi izciler ve bisikletli guruplar.
‘’ Bizsiz olur mu? ‘’ dedi okullar.
Ve yine Bodrum belediyesi… ‘’Keşkekler ve pilavlar bizden’’ dedi.


İngilterede,
Bir telefon kulübesinden kütüphane yapıldığını biliyorum ben.
Ama, biz yine de bu 28 metre kare yere,
dünyanın en küçük kütüphanesi adını taktık kendi aramızda.
Hani olur ya,
işin seyri esnasında, bir telaş, bir koşturma, bir hengame ile,
o anda anlayamazsınız ne büyük bir şey gerçekleştirildiğini.
Sanırım o açılış şöleninde,
kütüphane için emeği geçen herkes,
hepimiz bu durumdaydık biz.

Açılışta o büyük kalabalığı ve ilerisi için çocuklara her türlü eğitim hususunda destek vermek isteyen gönüllüleri gördükçe,
birbirimize bakıp bakıp, sadece yutkunduk ve gözlerimizle konuşabildik. Zordu çünkü ağlamadan durabilmek o anlarda…

Bizler hepimiz birer kahraman olarak oradaydık belki ama,
şölende olan veya olamayanların,
hepimizin kahramanları da,
bu projenin mimarı olan o iki güzel kalp,
ve gözleri ışıl ışıl parıldayan o çocuklardı…

Bu onlar için,
henüz yolun ta en başıydı,
ve her şey yeni başlıyordu Peksimet Köyünde aslında.
Bizler bundan böyle,
onlara hayallerinin ötesini gösterebilmek için can atan,
gönüllüler ordusunun ta kendisiydik.

Ve sanırım,
böylesi bir hikaye içeren bir yazı da,
Aziz Nesin’in o güzel cümlesiyle bitmeli.

‘’ Bırak olmasın mezar taşımız, bir okul bahçesine gömsünler bizi, çocuklar koşsun üzerimizde’’

Ayşe Nurhan KARAHAN