28. Kas, 2016

yaşam egom...

Yazmaya başlamamla birlikte,

sosyal paylaşım sayfalarımda,

bir çok yeni arkadaşlıklar oluşturdum ben.

Onlar ilk başta yazılarımı takip etmek isteyen kişilerdi belki de…

Ama geldiğimiz noktada bizim kocaman bir aile olduğumuzu söyleyebilirim açık yüreklilikle. Biz birlikte sevinip, birlikte üzülüyoruz.

Hatta yeri geliyor,

çok da güzel sinirlenebiliyoruz hep beraber o sayfalarda…

Ben ise,

yazdıkça,

ruhen de çoğaldığımı hissediyorum.

 

 

Biz kesinlikle sanal değiliz bir kere… Bunu çok net söyleyebilirim ben size.

İlginç olan şu ki,

birbirini hiç tanımayan insanlar olarak başladığımız bu yolculukta,

artık birbirimiz hakkında fikirlerimiz var bizim.

Tanıyoruz birbirimizi demek yanlış olmaz inanın.  Paylaşımlarımızın bizi yansıtıp yansıtmadığı hususunda bile öngörülerimiz var.

 

Güzide bir okuyucumun,

o sayfalardaki paylaşımlarımla ilgili,

‘’ çok yüksek bir yaşam egosuna sahipsiniz  ’’

demesi ile birlikte,

uzun süredir düşünüyorum.

Ve size bu yazıyı yazmaya karar verdim ben.

 

O haklıydı…

Aslında ben büyük bir devinim yaşamıştım.

Ve hayata karşı çok güzel bir bakış açısına sahip olmuştum…

Sahip olmuştum diyorum,

çünkü bu benim tarafımdan, yeni oluşturulan bir yaşam anlayışıydı…

İki yıl zamanımı almıştı ama,

hissettiğim ve hayatıma tam olarak yerleştirdiğim bir davranış şekliydi artık.

 

Şimdi sıkı durun…

 

En ilginci olanı ise,

bu değişimin tam olarak farkındalığına,  okuyucumun bunu vurgulaması ile varmam…

Bana yazdığı o cümleyi okuduğumdan beri, bu yolculuğum üzerine düşünüyorum ben.

Daha önce bazı yazılarımda, ufak ufak itiraflarda bulunmuşum bu konuda aslında.  Ama hep gel gitler yaşayarak  ve tam olarak bana ne olduğunu fark etmeyerek…

 

Aslında bu gün ben gördüm ki,

o yazılar,

kendime itiraflarım benim...

Bu yazıya gelince…

Bu yazı ,

size itiraf dostlar…

 

Onda yaşam egomun yüksekliği hissini uyandıran,

ve daha sonra da bir çok takipçi dostumun,

ışığımdan, enerjimden ve pozitifliğimden  bahsetmelerinin nedeni,

gözümü açar açmaz sosyal paylaşım sayfalarımdan,

iç sesimle, çığlık çığlığa onlara seslenme şeklimdi sanırım.

Tıpkı bir yaşam koçu gibi…

 

Bu belki de doğruydu ama,

ben  aslında,

Ayşe Nurhan Karahan’ın yaşam koçluğunu yapıyordum.

Ve bu devinim bir hayli sancılı gerçekleşmişti.

 

Ben,

mutluluğun sadece ve sadece benim elimde olduğunun farkına vardığım andan itibaren,

enerjimi ve düşüncelerimi kontrol altına almayı öğrendim diyebilirim size.

 

Farkında mısınız bilmiyorum ama,

sizin kendinizle olan ilişkiniz,

bütün diğer ilişkilerinizin seyrini etkiliyor…

Mutlu olmayı istiyorsanız eğer,

zihninizde kötü düşünceler barındırmamayı amaç ediniyorsunuz.  Kötü masal yok yani… Kötü masal olmayınca zihninizde varsayım ve endişe de yok. Senaryo yazamıyorsunuz.  Ne görüyorsanız o.

 

 

O noktadan sonra fazla kaçırılan düşünceler bile,

hep, hem ısrarcı olduğunuz,

hem de, sizi hep iyi hissettiren düşünceler oluyor.

 

Ben,

lüks denen ve eşya denen şeylerin,

beni hiç mutlu etmediğini gördüm.

Ben ben olamadığım sürece,

hiç birinin önemi yoktu.

Bir amacın kutsallığını hissettim.

Ve kuralların,

aslında hiç de adil şeyler olmadığını keşfettim.

 

Mutlu olabilmek için kimsenin himayesine ve çatısına ihtiyacım olmadığını,

yaşayarak öğrendim…

Kendimle mutlu olabilmeyi başardım diyebilirim.

Bir kadın olarak,

korkmadan ve kendim olabilerek de,

aynı saygınlıkla yaşayabileceğimi gördüm.

 

Her şeyden önce kendimi sevmeyi başardım. Ve kendimi bol bol şımartmayı, ödüllendirmeyi hiç ertelemedim.

Yüceltmeyi ise,

asla ihmal etmedim.

Çünkü hepimiz farklı birer renk olarak geldik bu dünyaya. Hepimiz farklı ışıklar yansıtıyoruz etrafımıza. O nedenle herkes gibi olmak zorunda olmadığımı anladım.

Sadece ben olabilmem gerekiyordu.

Yürüdüğüm yolu kimseyle tartışmamayı öğrendim. Çünkü o sadece benim yolumdu.

O andan itibaren beni hep,

sadece ve sadece,

iç sesim yönetti.

 

Bu yolculuk esnasında İnsanlarla olan ilişkilerimde,

onların benle ilgili sorun haline getirdikleri şeylerin,

bakış açılarımızın farklı olmasından,

ve toplum kurallarını sorgulamamdan kaynaklandığını gördüm.

Çünkü benim hayata dair artık farklı kurallarım oluşmuştu…

Sorunun,

bende var olan fazla parçadan kaynaklandığını anladım.

Aynı pencereden bakmak ve aynı şeyi görmek istemelerinin ,

aslında onların sorunu olduğunu yaşayarak öğrendim.

Benim rızam olmadıkça kimsenin beni değersiz hissettiremediğini fark ettim.

Sevginin aslında nasıl yaşanması gerektiğinin bilincine vardım.

 

 

Hayata ve insanlara gülümsemeyi seviyorum. El uzatmanın, duyarlı, vicdanlı ve mütevazı olmanın,  benden hiç bir şey eksiltmediğini gördüm.

Tam aksine,

ruhumu beslediğine şahit oldum.

Kendime çok inanıyorum.

Ve bu nedenle hayallerimin peşinden nereye olursa gitmekten hiç çekinmedim.

 

Yaşadığım hiç bir kötü olay için,

şansımı suçlamadım. Karşıya atlama seçeneğimi gerektiğinde kullanmayı hep bildim.

Onlar benim hep öğretmenlerim oldular.  Her zaman benim için özeller ve değerliler. Göğsümü gere gere de sahiplenmekten hiç utanmadım.

 

Öfke ile ilgili hala biraz yolum olduğunu söyleyebilirim çekinmeden. Onu alt etmeme az bir süre kaldığını hissediyorum.

Neden biliyor musunuz? Çünkü bende ki varlığının farkındayım.

O köşeye sıkışmış durumda.

Farkında değil ama,

son hükümdarlığı sürüyor hayatımda.

 

Yaşamla ve doğa ile aşk yaşamanın eşsiz bir doyum olduğunu gördüm.

Onun bir enerjisi ve bir titreşimi var aslında. Ve ben onu duyabiliyorum artık.

Bu nedenle muhteşem bir geleceğim olduğuna inanıyorum.  

Çünkü ben artık kendimle ve evrenle kavga etmeyi bıraktım. Uzun süredir barışığız birbirimizle. Hayata pozitif bakıyorum ve ona aşığım.

Onunla tatlı tatlı inatlaşmanın,

bana cesaret olarak geri döndüğüne şahit oldum.

Baktığım her yerde sadece ve sadece güzelliklere odaklıyım.

Yaptığım her şeyden keyif almayı ve onları anlamlandırmayı yaşam şekli haline getirdim.

Çünkü ruhumun bundan keyif aldığını görebiliyorum.

 

 

Olayları değil,

fikirleri tartışmam gerektiğini çözdüğüm günden beri,

evet…

Ben her gün,

onların deyimiyle,

‘’yüksek yaşam egom, enerjim ve ışığımla,’’

yeniden başlıyorum hayatıma…

Tıpkı bir alzheimer hastası gibi.

 

Alzheimer hastalarını bilirsiniz.

Onlar her gün,

yeniden doğmuşçasına başlıyorlar yeni günlerine.

Ve etraflarındaki herkesi yeni baştan tanıyorlar her gün.

 

 

Ve ben işte,

tam da bu yüzdendir ki,

tıpkı Cemal Süreyya’nın mısralarındaki gibi,

 

‘’Kasımın son mısralarındayız.

Günlerden ne bilmiyorum.
Ama ben bu gün de seviyorum seni…’’

 

diyorum hayata her gün.

 

Bir daha…

Bir daha…

 

Ta en baştan…

Ve,

sil baştan…

 

 

 

 

Ayşe Nurhan KARAHAN

 

.