19. Kas, 2016

bilin ki tarih yazıyorsunuz...

Hamile kaldığımda bir kızım olmasını çok arzu etmiştim ben.

Tanrı bize bir erkek evlat verdi.

Şu yakın geçmişte bunu ikidir tekrarlıyorum.

Yeri gelmişken,

canım oğlumun yanlış algılamasından korkarak,

böyle hissetmeme neden olan duygu ile ilgili,

kısa bir açıklama da getirmek isterim aslında.

 

Kız çocukları küçücük bir çocukken

genelde hep bebekleriyle oynarlar bilirsiniz. Onları giydirirler, süslerler, saçlarına tokalar takarlar… Bu annelik içgüdülerinin doğuştan var olmasından kaynaklanır.

Sonra bir gün büyür o kız çocukları. Kocaman kadınlar olurlar. Artık gerçek bir anne olma zamanıdır onlar için…

Bu sefer kucaklarında gerçek bir oyuncak,

gerçek bir bebek vardır.

 

Bir erkek evladı,

bir kız evladı gibi süsleyip bezeyemeyeceğimi düşündüğüm için,

hep bir kız evlat arzu etmiştim ben. Tamamen yarım kalan oyunumu devam ettirme içgüdüsü yani.

Oğlum hala,

küçücükken çekilmiş, papyonlu ve pantolon lastikli fotoğraflarına bakıp hayret eder. Kızım olmamıştı ama, ben canım oğlumla oyunuma kaldığım yerden devam etmiştim hep.

 

Bakıldığında teorik olarak hiç bir şey değişmemişti. Ama duygusal olarak değişen çok şey vardı. O gerçekti ve bende eşi benzeri bulunmayan bir koruma içgüdüsü oluşturmuştu…

 

Büyüyüp okul çağı geldiğinde ise,

yani toplum içine karışması gerektiğinde,

büyük bir korku gelişmişti içimde. Tahmin ettiğiniz gibi kötü niyetli insanlardı beni korkutan. Kişisel gelişimi ile ilgili artık bizim sınırlarımız dışına çıkması gerekiyordu. Onu koruyamamak korkusu ise sinsi sinsi  beynimi kemirmekten geri kalmıyordu.

Bu tür insanların davranış şekilleri ile ilgili, hiç durmadan ona bilgi aktarımı yapma ihtiyacı duyuyordum. Yapıyordum da…

Çalışan bir anneydim.

Ve bir ebeveyn olarak,

onu cinsel açıdan gelmesi muhtemel kötülüklerden,

koruyamama korkusunu çok yoğun yaşamıştım.

 

Çünkü bu,

hem ebeveyn olarak bizim,

hem de onun hayatı için,

tamiri mümkün olamayan yaralar açabilecek türden bir yaşanmışlık olurdu…

 

O ise her şeyden habersiz bir melekti adeta. Benim açıklamalarıma bir anlam veremediği gibi kafası da karışıyordu. Kendi başına hareket etme duygusu ile birlikte oluşan özgüveni ona müthiş bir heyecan veriyordu. Ben ise bir ajan gibi okuldan dönüş saatlerini kovalıyordum. Hiç unutmuyorum geç kaldığı bir gün servis görevlisi ile sohbet ettiğini söylediğinde, ilk işim görevliyi aramak, ve uygun bir dille bunun bir daha olmamasını istemek olmuştu.

Annelik içgüdüm ve ebeveynliğimiz bununla sınırlı mıydı peki? Tabi ki de değildi.

Sayfalar yeter mi sizce bir evladı büyütürken verilen emeği anlatmaya? Düşünün bir insan şekillendiriyorsunuz… Ve o sizin kanınız. Canınız.

Parmağı kanasa, sizin aynı parmağınız sızlıyor.

Her türlü sıkıntısını size bakış şeklinden bile anlayabildiğiniz bir can o.

Nefes alış şeklinden biliyorsunuz ne düşündüğünü. Gözleri ise her şeyi çok net okuyabildiğiniz bir sinema perdesi.

O adı bile söylendiğinde yüreğinizin tir tir titrediği insan.

Her sabah evden uğurlarken,

eve sağ salim dönememesi ihtimalinin sizde yarattığı duygu ile,

içiniz titreyerek  ‘’kendine dikkat et’’  demeyi bir gün bile ihmal etmediğiniz can o.

 

Şimdi siz…

Bizim vekillerimiz…

Yani bu milletin vekilleri…

Siz bize,

eğer evladınız tecavüze, cinsel istismara uğrarsa,

dikkatinizi çekiyorum tecavüz ve cinsel istismar diyorum.

Tecavüz sözlük anlamı;

ötesine geçme, sınır aşma, saldırı…

Cinsel istismar sözlük anlamı;

kişinin istemediği halde başkası tarafından cinsel yönelimlere hedef olması…

Evet evladınıza tecavüz veya cinsel istismar uygulayan kişi onunla evlenmesi halinde cezası ertelenir mi diyorsunuz?

Bir de zamanaşımı koyup bu evlilikten bu muhterem zat vazgeçerse cezasına kaldığı yerden hüküm verilir mi diyorsunuz?

Ama yetmiyor… Toplu tecavüzler de var…

O yüzden devam ediyorsunuz,

bu nedenle ceza ortadan kalkarsa suça azmettiren veya işlenişine yardım edenler hakkında da dava düşer diyorsunuz öyle mi?

Çok büyük ihtimalle babasınız. Değilseniz kardeşleriniz var. Ama her şeyden önce insansınız.

Siz bizim on sekiz yaşından küçük evlatlarımıza sigara satışını yasaklayan vekillerimizsiniz.

Siz savaş halinde bile büyük suç sayılan,

böylesine büyük bir insanlık suçunu hafifletebilecek nedenler mi aradınız oturup?

Bu önerge ömür boyu üzerimizden silemeyeceğimiz koca bir leke olarak hep acıtacak canımızı.
Çünkü burada bir insandan bahsediliyor.  Kız ya da erkek. Burada ki sorun bir kişinin davranış bozukluğu. Bunun sonucunda işlediği bir suç. Suç yani.  Bildiğimiz suç kanunlarımıza göre. Hem bu öyle bir yaralama ki ömür boyu izi silinmeyecek türden. Hiç bir cezanın hafifletemeyeceği türden.

Bunu meşru gösterecek bir zemin oluşturmak istemek ise en büyük suç .

 

Bir an kapatın gözlerinizi.

Ve evladınızı düşünün.

Torununuzu mesela.

Onu büyütürken her gün nasıl özenle suladığınızı düşünün. Bir kılına zarar gelmemesi için gösterdiğiniz özeni düşünün.  Yüzü yaralandığında atılan dikişin ömür boyu görüneceğini düşündüğünüzde ne hissettiğinizi hatırlayın.

Bu fiziksel bir iz değil beyler… Bu ömür boyu geçmeyecek ruhsal bir yara.

Siz evlendirebilir misiniz evladınızı tecavüzcüsüyle?

Tekrar tekrar,

her gün bir daha ölmesine göz yuma bilir misiniz?

 

Evet mi?

Kaldırın o zaman ellerinizi. Bilin ki tarih yazıyorsunuz…

Hayır mı?

O zaman yine  tarih yazıyorsunuz. Yanlıştan dönebilmek en büyük erdem .

Bilin ki yücelirsiniz milletimin vekilleri…

 

Ayşe Nurhan KARAHAN