21. Eyl, 2016

varoluşçuluk uzun bir yolculuk...

Var olmak olgusu;

sağ olmak, varlık, yaşamak anlamlarına gelirken,

varoluşçuluk;

nesneden özü yaratmaya  geçme,  başkaldırış,

öznellikten bireyciliğe geçme anlamlarını içeriyor kısaca.

Tasarımlar, seçimler, eylemler, çıkarımlar, edinimler… Kendini kurma, devinim yaşama durumu.  Öz kazanma durumu yani.  İdealizm…  Ussal yaşamdan içgüdüsel yaşama geçiş felsefesi bir anlamda.

Bu yolculuk esnasında farklı çıkarımlarla yolu şaşırmak da olası…

Bu duruma,

kendini diğer insanlardan üstün görme , ve  diğer  insanları küçümseme eğilimi içindeki insanların davranışlarında şahit olabiliyoruz…
Bazı durumu özümseyememiş  insanlarda,

nerede ise tüm eylemlerini,  bu doğrultuda biçimlendirme iç güdüsü halinde kendini gösterebiliyor bu hastalıklı bakış.

Durumu suni bir şekilde abarttıklarını, arafta kaldıklarını, farklı olma baskılarının dışa vurumları ile hemen fark edebiliyoruz onları…

Ne yazık ki,
bu geçişi isteyip, lakin bu yolda asimile olamayan  insan grubunun, kendilerine biçtikleri önem ve değer, çoğu zaman eğitim ve kariyerleri ile orantılı.

Paradoks yani…
Lakin ne talihsizliktir ki,  insan olabilmenin ne bir üniversitesi, ne diploması ve ne de bir doktorası var…

Bu kural ve ideam beni hayatım boyunca hiç ama hiç şaşırtmamış ve de aldatmamıştır…

Varoluşçuluk her şeyden önce insancılığı gerektiriyor. Ve hayat,
başlı başına varoluşçuluğu absorbe eden çok güzel bir argüman  aslında…

Öte yandan, yaşarken asimile olmak yerine avangart olmayı seçenler,
toplum tarafından her zaman devinim yaşamakla suçlanmışlardır…

Halbuki doğru idea odur ki;
varoluşçuluk kozmik bir olgudur… Hiç bir zaman muğlak olmamıştır. Bununla birlikte   mental olarak, kendimizi hala  çeşitli aforizmaların diyalektiğine bıraktığımız da aşikardır.

Mikro mental ile çıkarımlar sağlamaya çalışmak yerine, bütünü görmeyi başararak özümleyebilmiş olanlarımız, işte onlar  özlerine sahip olabilen  profilleri oluşturuyorlar…

Realite odur ki,

varoluşçuluk uzun ve keyifli bir yolculuktur…  İnsanın rasyonel olarak özünü bulması ve geliştirmesi kadar keyif veren başka bir ruhsal motivasyon alanı da yoktur bana göre…

Neden derseniz? Çünkü burada sizin için özel bir betik yoktur. Çünkü hepimiz birbirimizden farklı özlere sahip olarak geliriz dünyaya. Ve kendimizi bildiğimiz andan itibaren hayatı hepimiz farklı farklı okumaya başlarız. Farklı aforizmalar edinir, aynı aforizmayı bile farklı absorbe edebiliriz çoğu zaman.  Bu süreçte bir de  bakmışsınız ki, kendi aforizmalarınız oluşmaya başlamış…

İnsana değer verme varoluşçuluktur. Hümanizm… Hiç olmayı isteme de bir varoluşçuluktur bana göre. Yalnızlığı tercih etme de varoluşçuluktur. Doğalcılık varoluşçuluktur… Sadeleşme isteği varoluşçuluktur. Beynelmilel olguları ret etme isteği de varoluşçuluktur. Kuramsal olguların artık kafanızı karıştırması varoluşçuluk yolculuğudur. Sürekli üretme isteği varoluşçuluktur.  Daima özgür olmayı isteme, kendisiyle baş başa olma isteği ise varoluşçuluğun tam da kalbidir işte… Özgür gelişen bir olgunlaşma süreci,  mental olarak felsefi idea sorgulamalarına yol açar… Bu ezoterik yön keşfinin de başlangıcıdır ayrıca.

İşte o andan sonra varoluşçuluğunuza yöneltilen eleştirilerle karşı karşıya kalırsınız.

Savunmayın derim ben. Sadece yol gösterin. Doktrinlerden uzaklaşmalarını sağlayın…  Bu sanıldığı kadar kolay bir yolculuk değil söylemem gerek. Geçiş bir hayli sancılı.  Zira bu hissedilmesi gereken bir şey.  Çoğu zaman kendinize bile farklı reaksiyonlar veriyorsunuz bu süreçte…  İniş çıkışlar yaşıyorsunuz. Her şeyi elinize yüzünüze bulaştırdığınız bile oluyor…İnsanların size gösterdikleri reaksiyonlara da hazır olmalısınız. Rasyonel davranış şeklini benimsemenizi öneririm. Çünkü artık siz sübjektif yaşamda varoluşun tam içindesinizdir…

Çünkü siz tüm insanlar arasından,  başkalarına göre kendinizi seçtiniz, biçimlediniz ve biçimlemeye de devam ediyorsunuz. Ve bu biçiminizden de tepeden tırnağa sorumlusunuz. Aynı zamanda arınıyorsunuz. Ve belki de bir diğer kişinin hayali, ütopyasınız…

Çıkarımlarınız edinimleriniz var. Buna bağlı oluşan duygularınız değerleriniz var. Artık hiçbir genel ahlak kuralı sizi yönlendiremez. Her şeye siz karar vermek istersiniz. Farklı bir kültür edindiniz. Hayattan her zamankinden farklı keyif alma kültürü. Sabah saat beşte uyanıp sahilde gün doğumunu izliyorsunuz mesela. Gece çimlerin üzerinde ay ve yıldızların altında uyuyabiliyorsunuz. Martılar ve dalgaların konuşmalarını duyabiliyorsunuz siz…  Son ses müzik dinleyebiliyorsunuz. Her gün güneşi siz batırıyorsunuz. Belki de aşık bile olabiliyorsunuz…

Yarınlarınıza da özgürce karar vermek sizin işiniz. Eylemsizlik ve yan geldimcilik ile başınız artık dertte.  Sorgusuz inanç sistemi ile de aynı şekilde… Hiçbir şekilde edilgen ve nesnel değilsiniz artık… Bilim sizin için bundan böyle göreceli ve izafi…

Varoluşçuluk bana göre çok uzun ve keyifli bir otobanda yapılan subjektif bir yolculuktur…

O yola bir kere girdikten sonra,

ne olursa olsun,

hiçbir çıkıştan asla ve asla çıkmak istemezsiniz…

Özünüzü bulmanın keyfini çıkarın derim ben size…

Ve evet, yol sizi nereye götürürse diye de,

son noktayı koymak isterim…

 

Ayşe Nurhan Karahan