4. Eyl, 2016

yaşayan ölüler...

Ne paylaşılabilir ki bu gün…

Türkiye’nin dört bir yanına yine ateşler düştü.

Yaklaşık iki buçuk yıldır ne gazete ne tv izliyorum ben. Sosyal medyadan aldığım pay bile yetiyor, ruh sağlığımın bozulması için artık. Dün kış hazırlıkları içindeyken, ülkede olanları da takip edememişim işte.

Yine kabus…

Halbuki kış için aldığım odunların fotoğraflarını, ne de keyifle çekmiştim. Nasıl heyecanlanmıştım. Odama kuracağım sobanın yerini hevesle ayarlarken, ne de mutluydum ben. Uzantısında ne güzel paylaşımlar yapmıştım, keyifle kendi Facebook sayfamdan. 

Ülkemde yaşananları duyunca ne hissettim biliyor musunuz?

Suçluluk…

Evet suçluluk. Fark etmemiş olduğum için suçluluk hissettim.

Bu nasıl bir psikolojidir?

Bilmediğimiz, fark etmediğimiz ve yapmadığımız bir şey için bile, suçluluk hisseder olduk. Ve tabidir ki gece uyuyamadım ben. Yazmak için sabahı da bekleyemedim işte… Gecenin dördün de başladım yazmaya. 

Birilerinin şu anda ciğerlerine kor düştü yanıyor alev alev. Bizler vicdani rahatsızlık ,  suçluluk ve üzüntü içindeyiz. Kimin hakkı var ki, bizleri bu hale düşürmeye? Bu hisleri yaşatmaya?

Bu baskıların üzerimizde yarattığı tahribatı düşünebiliyor musunuz?  

Tutun ki sizin için özel bir gün kutlayacaksınız, ne bileyim veya sizin için çok özel biri ile buluştunuz. Bir hatıranız olsun istediniz. Gülümseyerek fotoğraf çektirmek istediniz. Artık eskisi gibi albüm falan da yok. Facebook sayfalarımızda albümlerimiz.  Neden?  Çünkü sık sık görmek istiyoruz biz o resimleri. Ben de hemen hemen hepimizin uyguladığı gibi, facebook sayfamda tasnifliyorum o güzide anları. Buna bile çekinir olduk biz. 

Mesela yarın benim yaş günüm.

Şahsımla ilgili özel nedenlerden ötürü, yaklaşık üç yıldır böyle bir kutlama yapmadım ben. Ne yalan söyleyeyim, bu defa kendim için özel bir kutlama yapmayı çok istedim ve hayal ettim. Her şeyden önce bunu hak ettiğimi düşünüyorum. Ve uzun süredir de, yarını heyecanla bekliyorum.

Ama yine buruğuz gördüğünüz gibi. Geçenlerde bir arkadaşım, arkadaşının bu konuda kendisini eleştirdiğinden yakınmıştı. Fotoğraf vs. paylaşımlarından, toplumsal olaylara, duyarsız olduğu hususunda eleştiri almıştı, anladığım kadarıyla. İyi de arkadaşlar biz yaşamayacak mıyız?  Bu kabus bitmiyor ki bir türlü… 

Ülkenin içinde bulunduğu duruma bakar mısınız?

Ölenler, arkalarında bir dünya acı bırakarak göç ediyorlar. Ölmeyenler ise, yaşayan ölü.

Ne hale geldiğimizin farkında mısınız?

Neden yaş günümü kutlamak istediğim için suçluluk içerisindeyim ben?

Biz neden yaşasak da yaşamasak da ölüyüz artık? Bizlere bunu yapmaya kimin hakkı var ne olur biri bana bunu anlatsın. Ben kışın sobamın üzerindeki kestaneleri hayal ederken neden suçluluk duyuyorum!

Daha ne kadar dayanabiliriz biz insanoğulları, hem kendi kendimize uyguladığımız, hem de toplumun uyguladığı, bu psikolojik baskıya? 

Bu gencecik canların, bir bir aramızdan ayrılmasına,

daha ne kadar dayanabiliriz?

 

 



Ayşe Nurhan Karahan