24. Ağu, 2016

Bodrum kimse için tesadüf değildir...

‘’ Hikayemizi değiştirmenin tek bir yolu vardır.  Ve o, kendi hakkımızda inandığımız şeyi değiştirmektir ‘’

demiş bir öğretisinde,  Don Miguel Ruiz.

 

Kendinize dahi mahkum değilsiniz diyor aslında açıkça. Değişime ve kendinizi keşfe devam yani.

 

Don Miguel Angel Ruiz,

 

antik toltek öğretileri üzerinde durur. Kendisi spiritualist ve neo şamanist bir yazar. Öğretileri, kişisel farkındalığın  gelişimine ışık tutar genelde.

 

Bir başka öğretisinde de,

 

‘’ Sadece olun, risk alın ve yaşamınızdan haz alın ’’demiştir. Bana göre iyi bir spiritualist, iyi bir yol göstericidir.

 

Diğer yandan hepimizin,

 

kendimiz  için belirlediğimiz,  küçük küçük öğretileri var mutlaka. Mesela ben kendim için yeni bir öğreti oluşturdum. 

 

‘’Düşünme! Yap!’’ 

 

Evet, düşünme yap!

 

Çünkü ben gördüm ki bütün cümlelerim, ‘’ düşünüyorum ’’ kelimesi ile sonlanıyor. Bu yüzden de, hayatım ile ilgili yapmak istediğim her şey, fark ettim ki, ileri ki bir zamana erteleniyor. Çünkü sadece düşünüyorum ben. 

 

Ve bir gün, birden düşünmedim ben. Sadece yaptım. O günden sonra işte, hep ama hep, yapıyorum. Tabi ki düşünüyorum, ama artık yapıyorum da. Risk alıp, sonra da yaşadığım hayattan cesaretle, keyif alıyorum. 

 

İnanın hiçbir şey tesadüf değil insan hayatında.

 

Hele ki Bodrum.

 

Halikarnas… Bu inanılmaz zengin geçmiş.

 

Burada doğmuş olmak belki ama,

 

buraya yerleşmeyi isteme dürtüsü,

 

kimse için tesadüf olamaz biliyor musunuz?

 

Bir şey sizi bir yerden alıp, başka bir yere, öyle nedensizce koyuvermiyor çünkü hiçbir zaman. Her şeyin bir nedeni var aslında.

 

Bazen bir şeyler hissederiz ve yapmak isteriz, mesela yaşadığınız şehri terk etme isteği gibi. Ve nedenini bulamadan yaparız da. Öyle kuvvetlidir ki o duygular, olmanız gereken yerde, Cevat Şakir Kabaağaçlı’ nın  kendini ait hissettiği yerde, buluverirsiniz kendinizi bir anda. Tıpkı benim bulduğum gibi.

 

Cevat Şakir Kabaağaçlı…

 

Halikarnas balıkçısı.

 

Oxford Üniversitesi’nde tarih öğrenimi görmüş, Bodrum kalesinin en ünlü kalebend’i.

 

Kalenin,

 

İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan ve İspanyol olarak beş ana kuleden oluştuğunu  öğrendiğimde, Oxford gibi bir üniversitede tarih öğrenimi gören Cevat Şakir için,  oraya kapatılma cezası almanın, keyif verici bir yanı olsa gerek diye, uzun uzun düşünmüştüm.

 

Tepeden dağların arasından süzülüp, tam Bodrum’a girerken, birden o eşsiz manzara ve onun sözleri ile karşılanırsınız bu büyülü diyarda.

 

Şöyle seslenir size;

 

‘’Yokuş başına geldiğinde, Bodrum’u göreceksin.
Sanma ki sen, geldiğin gibi gideceksin…

 

Senden öncekiler de, öyleydiler.
Akıllarını hep Bodrum’da  bırakıp gittiler…’’

 

Bodrum’a ilk gelişiniz ise, sıradan bir yazı gibi okursunuz bu yazıyı. Sizin için çok bir şey ifade edeceğini düşünmüyorum doğrusu. Ama Bodrum’dan çıkarken birden hatırlarsınız, bu eşsiz güzellik için orada bir yerlerden size seslenmiş biri olduğunu. Ve gözleriniz o yazıyı aramaya başlar farkında olmadan.

 

Ne kadar da haklıdır…

 

Kimse geldiği gibi gitmez çünkü Bodrum’dan. Bodrum’dan çıkışlar hep bir gün oraya yerleşmek üzerine kurulan planlarla doludur zira.

 

Ve ben…

 

O kişilerden sadece biri, ve dahi hayalini gerçekleştirmiş biri olarak tam da karşınızdayım. İzmir’den ayrılma kararı aldığımda, kendimi bir anda Bodrum’a yerleşmiş buluverdim. Bir süredir Bodrum’u yaşıyorum. Cümleye dikkatinizi çekmek isterim,  Bodrum’da yaşamıyorum, ben Bodrum’u yaşıyorum…

 

Nasıl mı?

 

Yunan ve Anadolu medeniyetlerinin,

 

mitolojik tanrılarıyla bir arada yaşıyorum ben Bodrum’u.

 

Sabahın seherinde, mis gibi bir havada şafak tanrıçası Eos’la birlikte uyanıyorum mesela.

 

Bodrum’da gök gürleyip şimşekler çaktığında Zeus’la konuşuyorum.

 

Saçlarımı, onu kıskanan Poseidon’un rüzgarında,

 

umarsızca savuruyorum.

 

Aphrodite,  dalgaların köpüklerinde eşsiz bir tını eşliğinde raks ederken, balıkçıların, onu yerlere kadar referans ederek selamlamalarını izliyorum.

 

Doğa ana Gaia’nın,  yer yüzünü uykusundan uyandırmasına tanıklık ediyorum.

 

Zeka, sanat, strateji, ilham ve barış tanrıçası Athena sayesinde, resimler yapıp yazılar yazıyorum.

 

Geceleri ateş tanrısı Apollon ile, bir ateş önünde bağdaş kurup müzikler dinleyip, ona şiirler okuyorum.

 

Vahşi doğa, avcılık ve ay tanrıçası Artemis ile, ayın Bodrum sahiline  vuran şavkını izliyorum, uzun uzun.

 

Onlar hala buradalar, ve biz burada onlarla birlikte yaşıyoruz.

 

O yüzdendir ki Bodrum,

 

insana farklı duygular hissettirir ve de yaşatır. Burada içilen ve yenen her şeyin tadı bir başka gelir mesela size. Belli bir süre sonra bunu, aniden hissediverirsiniz.

 

Düşünüyorum da, tarihin babası Herodot’un Bodrum’da doğmuş olması bir tesadüf olabilir mi sizce?

 

Peki Neyzen Tevfiğin?

 

Turgut Reis gibi şanlı bir denizcinin?

 

Ya Halikarnas balıkçısının Bodrum kalesine sürgün gönderilmesi?

 

Zeki Müren?

 

Bence hiç biri tesadüf değil bunların.

 

Bodrum’un bilinen en eski adı Zeferia, Zefiros…

 

Çok eski bir şehir. Daha sonra Halikarnasos adını alıyor. Cevat Şakir’in Halikarnas Balıkçısı adı da oradan geliyor. Rodos şövalyelerinin şatoyu inşa etmesi ile, şatoya yani kaleye, Petronium ( Senpetrum) adı veriliyor. Petronium’ dan bozularak da Bodrum ismi türetiliyor.

 

Şemsettin Şami’nin,

 

1890-1900 yılları arasında yayınladığı 6 ciltlik tarih,coğrafya ve biyografi’den bahsettiği  Kamus-ül-a’lam‘da, (tarih ve coğrafya lugatı)  

 

Bodrum için şöyle deniliyor; 

 

Bodrum,

 

Anadolu’nun sahil, garbisinde (batısında),

 

İstanköy ceziresi (kos adası) karşısındaki,  Şibh ceziresinin (benzer ada) sahil-i cenubisinde (güney sahilinde),

 

vaki bir koyun içinde bir kasaba ve iskele olup,

 

Aydın Vilayeti’nin Menteşe Sancağına tabi bir kazanın merkezidir.

 

Güzel bir mevkide olup, küçük lakin sağlam limanı, Rodos şövalyeleri tarafından tesis olunmuş kalesi ve ekseri islam olmak üzere 11.000 ahalisi vardır.

 

Pek eski bir şehir olup, ism-i kadimi Halikarnas’tır ki,

 

Ebu’l-müverrihin (Tarihin künyesi) meşhur Heredot’un vatanı bulunmuştur. Etrafında pek çok asar-ı atika (eski eser) bulunup,

 

henüz  harfiyat ve tahriyat icra olunmamıştır. Bodrum kazası 29 karyeyi cami (köy ve cami) olup,  30.000 kadar ahalisi vardır…

 

Bodrum’da akarsu olmadığından halk un ihtiyacını yel değirmenleri aracılığı ile çözmüş o tarihlerde. Bodrum’da rüzgar alan tepelerde, bu yüzden üç veya dört yel değirmenini bir arada görürsünüz hep.

 

Şimdi,

 

Bodrum’a geldiniz diyelim.Gitmeden mutlaka görmeniz gereken yerler listesinde olan yel değirmenlerine ilave olarak,

 

Bodrum kalesi, Mindos Kapısı, dünyanın yedi harikasından biri olan Halikarnas Mozolesi,  Antik tiyatro,   Bodrum kalesindeki Sualtı Arkeolojisi Müzesini ve özellikle Uluburun, Serce Limanı Batıklarını ve Karya Prensesi Ada bölümünü mutlaka ziyaret edin derim ben.

 

Aspat koyunda ise denize girmeden kesinlikle dönmemelisiniz  diye  de  ilave ederim.

 

Kendinize bir gece ayırıp,  çarşı içindeki  Veli Barda,  Can ve Ceyhun’dan  tam bir Anadolu rock tarzında Cem Karaca ve Barış Manço  ezgilerini de dinleyebilir seniz hele…

 

Bitmedi dahası da var,

 

bardaki geceniz sabaha karşı sonlanacağından, oradan sonra mutlaka ve mutlaka gidilmesi gereken tek bir yer var bana göre. Orası da  çarşı içindeki kale manzaralı Moonlight cafe bar… Sahilde, sadece mum ışığı ile,  ayaklarınızı uzatarak oturabileceğiniz küçücük bir bar Moonlight .  Karşınız alabildiğine uçsuz bucaksız deniz. Gök yüzünde ışıl ışıl yıldızlar ve de ay. Denizin üzerinde ise, yelkenlilerin tepe ışıkları  yıldız misali ışıl ışıl yanarken, gözleriniz Rodos şövalyelerinin  inşa ettiği kalenin ışıklarında kilitlenir kalıverir öylece. Ay tanrıçası Artemis ve  ateş tanrıçası Apollon tekrar yanınızdadır işte o anda.  Posedion usulca rüzgarını gönderir size. Güzeller güzeli Aphrodite, aslında orada bir başka masada oturmuş gülümsüyordur size.

 

Dedim ya, bir başka boyutta yaşarsınız Bodrum’da… 

 

Ne çok doğrudur, kimse geldiği gibi gitmez Bodrum’dan.

 

Önceleri herkes için bir kaçış yeri olsa da,

 

Bodrum bir yaşam biçimi olmuştur aslında,

 

kendine dahi mahkum olmayı ret etmiş o özel insanlara…

 

 

 

 

 

Ayşe Nurhan Karahan