12. Tem, 2016

Büyüklere masallar...''Hayat kısa...Kuşlar uçuyor''

Bilgisayarımın başına oturup bu günkü yazımı yazarken, konum ile ilgili fikir değiştiriverdim ben birden. İçimden masal anlatmak geldi çünkü.

Peki ama kime ? Büyüklere tabi ki…

 

Duygusal ilişkilerin, yozlaşmasından dem vurmak istiyorum  biraz bu gün ben. İlişkiler içinde, taraflar dilediğini yakalayamaya bilir elbette. Elbette çıkılmak istenebilir o ilişki içinden. Bu taraflar için anlaşılabilir bir şeydir ve çok da doğaldır.

Ama o zaman buna izin de verilmelidir. Kendinizi ilişkiye dahil hissetmeyip, aynı anda farklı arayışlar içinde oluyorsanız, ‘’sende bir yanda dur’’ mantığı ile, gidilmesine engel olmak için gösterilen çabalar, başka bir şeydir oysa ki.

O ‘’ben hepsini de istiyorum’’ duruşu var ya, kokuşmuşluğun tam da kendisidir bana göre. O andan sonra, söylediğiniz her söz  koca bir masaldır  ve de  eleştirdiğiniz türk filmi replikleridir sadece.

 

Farklı bir masal olacak gibi duruyor bu anlamda bu hikaye. Bir muhasebe belki. Belki de bir hesap görme kendimizle…

Öyle bir varmış, bir yokmuş, yok bu masal içinde mesela. Büyüdük çünkü biz. Tecrübelendik. O oranda da kirlendik gibi sanki. Her şey gibi, o güzelim masalları da kirlettik.

Dedim ya?

Yokmuş diye bir şey,

yok bu masalda…

Banko varız işte. Anlayacağınız her şey var içinde. Hepimiz varız…

 

Küçükken uyuyuncaya kadar sürüyor ya bu masallar, büyüyünce de uyanıncaya kadar maalesef.

 

Bazen bunu yapmanız için şartlar oluşur ve, hayatınız boyunca hiç yapmadığınız bir şey yaparsınız. Kendinize yakıştıramayacağınız türden. Mesela eşinizin veya sevgilinizin telefonunu, cebini karıştırmak gibi. Bunu yaparken de çok utanırsınız. Ama gördükleriniz karşısında, aniden arınırsınız bu duygudan. Onun yaptıklarından hiç rahatsızlık duymamasıdır, sizi bu duygudan arındıran. Yaptığının yaşama bakışını yansıttığını savunması ise, sizi dumura uğratır. Buna gerçekten  inanıyor olması karşısındaki çaresizliğinizle, baş başa kalırsınız.

Ve  o masal,  o andan itibaren başlar işte yazılmaya…

 

İlk  kelime  ‘’ tecrübe ‘’ masalımızda.

Şu  ‘’ tecrübe ‘’ kelimesini, pek bir yüceltiyoruz. Çok önemsiyoruz biz konuşmalarımızda. Dolu dolu dolduruyoruz içini nedense. Düşündüm de, tecrübeli olmak iyi bir şey midir ki?

Neymiş sözcük anlamı peki?

‘’ Tecrübe,  bir olaya ya da konuya maruz kalmak veya müdahil olmak yoluyla,  hakim ve hazırlıklı olmaktır.  Yani daha önce o konuyu veya olayı  yaşamış,  görmüş  veya tatmış olmaktır. ‘’

Demek ki daha önce yaşamış  ve  bundan sonrası için bilgili ve de hazır tecrübeli kişi. Daha önce tatmış.  

Kötü …

Sizi bilmem ama, bana göre çok kötü bir durumda, o tecrübeli kişi. Düşünsenize adeta mekanikleşmiş o. Heyecanı yok o tecrübelinin. Nasıl olsundu ki zaten? Biliyor çünkü o. Daha önce de çok yaşamış. Ve de sonu için hazır bekliyor o. Hatta her şeyi ile hazır yani. Söyleyeceği sözleri bile hazır ve klişe belki. O sadece hep arıyor. Devamlı arıyor…

Aynı felsefi konuşmaları yapıyor olmalı hep o. Normalin dışında olmak zorunda çünkü. Neden? Farklılıklar dikkat çekiyor da ondan. Tecrübeli ya? İyi biliyor o işini.

Allah bilir hep aynı kelimelerle, aynı cümleler ile de konuşuyor o herkese. Aynı mesajları yönlendiriyor. Yakamozları öğretmeye devam ediyor belki de. Aynı karşılama yöntemi ile başlangıçlar yapıyor. Ne bileyim ben, mesela belki?    ‘’Hayat kısa kuşlar uçuyor’’  falan filan. Cemal Süreyya’ya da ayıp oluyor yani bu arada. Onu da harcıyor bir çırpıda. O derin adam Cemal Süreyya, temiz duygularıyla yazmış bu satırları çünkü. Birilerinin sadece geçici hevesleri için kullanılacağını düşünmüş olabilir mi sizce, bu duygu yüklü cümleleri yazarken?

‘’Sonra gülüşün geldi aklıma… Ve içimden dedim ki, yine gelsen yine severim seni’’

Tecrübeli…

Bağlantısını kesmiş. Neyle peki? Tabi ki kalbiyle. Mekanikleşmiş yani.  Tecrübeli o çünkü . Farkında mı bilmiyorum ama, aynı anda bir çok kişiyle yaşadığı ilişkilerinde, sadece kriz masası yürütüyor o aslında. Bir trafik lambası olmalı ilişkilerinde onun mesela . Kırmızı-Sarı-Yeşil yanan, ve geçiş üstünlüğünü belirleyen. 

Hissetmiyor o. Hissedemiyor artık…

Hep aynı şeyleri söylüyor durmadan. Aynı döngünün içinde daireler çizip duruyor çünkü. Ruhunu kaybettiğinden haberi bile yok yazık ki . O sadece  ilişkilerinin ilk heyecanı yaşamak istiyor.

O yüzden, o bir bal arısı…

 

Gelelim masalımızın ikinci konusuna. O bir cümle. O çok mucizevi bir cümle. Kısacık aslında. Ama  çok mucizevi bana göre. Çünkü sizi bir anda, boşa çıkarıveriyor.

Merak ediyorsunuz değil mi? Hemen söylüyorum o halde.

O mucize cümle ‘’ ben böyleyim ‘’

Her şeyden,

her türlü fikrinizden, tartışmadan bile bir anda boşa çıkıveriyorsunuz o söylenince size. Oysa davranışlarımızı düşüncelerimiz oluşturuyor. Düşüncelerimizin büyük kısmı ise, yaşanmışlıklar ve karşılıklı diyaloglarla beslenip duygularla olgunlaşarak gelişiyor. Düşünün, karşılıklı fikir tartışması yapıyorsunuz biriyle. Ama o ‘’ ben böyle düşünüyorum’’ diyerek kapatıveriyor konuyu bir anda.

O anda, karşıdaki insana bir sürü mesaj veriliyor aslında. ‘’Tartışmak istemiyorum’’ olabilir mesela. ‘’Ne dersen de, bu değişmeyecek’’ de olabilir. ‘’Senin değil, benim fikrim önemli’’ mesajı da olabilir. Bakın yazıyı tekrar okuyunca fark ettim  ‘’ senden çok var’’ da olabilir…

Ama yok işte görüyorsunuz. Her insan evladı deli değil ki, oturup yazmıyor işte böyle…

Neymiş? Elmaları, armutları aynı küfeye koymak, doğru değilmiş her zaman.

 

Tekrar masalımıza dönersek, mesela bana böyle bir cümle tekrarlanırsa hemen şöyle düşünüyorum ben.  ‘’Ya bu deveyi güdeceksin, ya da bu diyardan gideceksin Nurhan! Sana söylenmek istenen bu! ‘’  İkinci seçenek ise, ‘’kendiliğinden gitmen isteniyor Nurhan! ‘’

Çünkü uzlaşma arayan biri yok karşınızda. Tam tersi koca bir set çekilmiş durumda bu cümleyle. Diyelim ki siz, bu ilişkiye değer verdiniz ve sürdürmek için emek sarf ediyorsunuz. Gitmediniz yani… O zaman  bu cümle daha da süslenip zenginleştirilebilir, ilaveler yapılabilir krizi yönetebilmek için.

Mesela neler olabilir bir bakalım şimdi.

Aklıma hemen geliverenler, ‘’ bu benle ilgili bir şey’’ denebilir mesela. ‘’ senin  bendeki  değerini  azaltan bir şey değil bu’’ denilebilir. Kabul etmek ve üstlenmek çekişmeyi durdurur çünkü. Hiçbir şey söyleyemezsiniz, tartışamazsınız bile. Çünkü  o zaten, baştan kabul vermiş, köşesine çekilmiştir. Tecrübeli çünkü o. Masalı baştan sona nasıl yönlendireceğini de, iyi biliyor bu anlamda. Siz sadece yaşıyorsunuz o anı. Çözmeye çalışıyorsunuz bilmece gibi gelişen masalınızı…

Tüm bunlar söylenir söylenmesine de, siz tecrübeli kişi, utanmaz mısınız gördüğünüz değerden peki? Utanırsınız tabi ki…

İlişkiniz içinde yaşadığınız gel gitler, o inişler çıkışlar o yüzden yaşanır işte…

 

Masalın üçüncü konusuna gelince, bakın işte onlar çok ama çok anlamlı. Sihirli cümleler çünkü. Sıkı durun şimdi.

‘’ Benim için çok özelsin. Hep de öyle kalacaksın. Ömür boyu. Benim de, seni ne kadar sevdiğimi  ve  değer  verdiğimi  biliyorsun.’’ ‘’Bendeki yerin hiçbir zaman  değişmeyecek. ’’

 

Yazılacak çok şey var ama, bu konuda bir şey yazmak istemiyorum  ben affınıza sığınarak. Çünkü çok iddialı ve  anlamlı cümleler bunlar. Hakkının mutlaka verilmesi lazım. Değil bir insan evladına söylerken, yazıya bile dökerken içini dolduramayacağımdan korkarım ben… Mazur görün beni.

 

Şimdi bir bakalım.

Ne dedi bize masalımızda o tecrübeli kişi?

‘’Böyleyim ben’’  dedi. ‘’Bu benle ilgili bir şey’’ dedi. ‘’Ama senin bendeki değerini azaltan bir şey değil bu’’ dedi. ‘’Benim için çok özelsin,  hep de öyle kalacaksın, ömür boyu. Benim de seni ne kadar sevdiğimi  ve  değer  verdiğimi  biliyorsun…’’ ’’ bendeki yerin hiçbir zaman değişmeyecek’’ i  ilave edip, bitiriverdi  kendi masalını.

 

Şimdi elimizde ne var? Bu cümleler ve de koca bir tecrübe olgusu var. Halbuki tecrübe neydi ? Deneyimdi. Peki  deneyimlerimiz sonraki davranışlarımızı geliştirmiyor mu? Kişisel gelişimi hangi ara kaybettik? Nedenselliğe ne oldu peki? Bilgilerimizin hepsi tecrübe ile oluşmuyor muydu?

Ya hatalarımıza ne demeli?  Onların da adı tecrübe değil miydi?

‘’Tecrübe, hayatın sana kel kaldıktan sonra verdiği taraktır’’ diye bir söz var. Kim söylemiş bulamadım ama çok güzel bir şey demiş.

Tarak  sahibi olunmuş ama, saçlar kaybedilmiş maalesef. Dökülmüş savrulmuşlar onlar tel tel. O tarakla, kalmayan saçlarınızı taramaya çalışmak, çok da anlamlı değil bana göre. Bırakın elmaları armutları bir yerde toplamayı.

Her insan evladına, aynı masal olur mu tecrübeli kişi? 

Her türlü gelişimi, yaşam felsefesi olarak gözetip hedeflerken,  ‘’ben böyleyim’’ duruşu,  ne de büyük bir tecrübe gerektirir bilemezsiniz aslında. Bu hayat görüşünde zordur bunu telaffuz  edebilmek. Felsefenize aykırıdır çünkü. Çok büyük tecrübe gerektirir yani…

 

Hele  ki, her türlü krizi yönetebilen tecrübeli bir kişi olarak,

‘’ bu benle ilgili’’ duruşu da,

ayrıca çok manidardır.

Hayatta hiç bir şey, sadece sizinle ilgili olamaz tecrübeli kişi.

‘’ Benim için çok özelsin, hep de öyle kalacaksın. Ömür boyu… Benim de seni ne kadar sevdiğimi  ve  değer  verdiğimi  biliyorsun’’ ‘’Bendeki yerin hiç değişmeyecek’’

 

Değer nasıl verilire gelince, onu gördüğünüz değer üzerinden çıkarabilmek, çok mu zordur sizin için? Özel hissettirmek ise çok farklı bir şey. Vicdan rahatlatma ile karıştırılmaması gerek diye düşünürüm. Bakın bu cümlenin altını çizmek isterim ıskalamayın lütfen. Vicdan rahatlatmak için yapılan hiç bir şey, kimseye kendini özel hissettiremez. Tam tersi emanet gibi görünür karşınızdakine. Yani  özel hissettirmek öyle  söylemekle olmaz tecrübeli kişi.  Önce sen, karşındakinin özel olduğunu görebileceksin. Onu ancak, sonra hissettirebilirsin…

Hele sevdiğini söylemek var ya tecrübeli? Bu hesaplar kitaplar içinde zaten söyleyebildiğini sanmıyorum ama, ola ki birisine onu sevdiğini söylemeye kalkarsan, kırk kere düşünüp bir defa söyleyeceksin. Ve de aynı anda sadece bir kişiye söyleyeceksin…

 

Şimdi tecrübeli kişi, Babına gelen her şeyin, ama her şeyin kaynağının sen olduğunu anladığın sürece, yaşam içinde değiştirilemeyecek hiçbir durum yoktur.

Yoksa gerisi hepten koskoca bir masal büyüklere. Sadece bilinçli bir kriz masası yönetimi işte.

 

Ve de,

masaldan çıkmış, büyük büyük hikayeler sadece.  Louis-Ferdinand Céline  çok güzel bir saptama yapmış…

"Değer taşıyan tek hikaye vardır, oda bedelini sizin ödediğinizdir”

 

Peki şimdi, ne bedel ödedik biz bu masalda sizce ? Sizi bilmiyorum ama, kendimle ilgili olanı çok açık ifade edebilirim ben size. Ben hala kalbimle olan bağımı sürdürüyorum. Sevdim onu.

Ama artık  tecrübelendim bu masalla birlikte. Lakin mekanikleşmedim. Hala değerlerim, var benim…

 

Ben bu  masalı, yine Cemal Süreyya’nın dizeleriyle fakat,

kalbiyle bağlantısını yitirmemiş, tecrübeli ve hala değerlerine sahip bir kişi olma vasfını koruyarak,

‘’ Kimse benimle oynamıyor diye ağlayan çocuk!   Sen büyü hele!   Bak ne oyunlar oynayacaklar  seninle! ’’ diyerek,   bu bedelle burada noktalamak  istiyorum…

 

Sancılı da olsa,

devrim yaparak yaşam tarzlarını bir çırpıda değiştirip, hala değerlerini koruyabilenler, duyguları ve davranışları söz konusu olduğunda, insan olabilmeyi başarabildiler benim gibi…

 

O tecrübeliler ise,

evet belki iyi insanlardı. Kalpleri de güzeldi. Ama sadece sıkı ve  iyi bir başlangıç yapmayı biliyorlardı. Daha sonra sıkılıp hiçbir şeyi sürdüremiyorlardı. Bu yüzden hep yeniyi arıyorlardı. Hep yarım kalacaklardı bu yüzden. Yine bu yüzden hep de sınıfta kalıyorlardı…

 

Ve onlar,

yaşam biçimleri nedeniyle duydukları, ama halen farkına varamadıkları, vicdani rahatsızlıkları sayesinde, duygusal hayatlarına, başarısız bir proje olarak devam ediyorlardı…

Söylerken  farkında değillerdi ama ‘’ bu benle ilgili bir şey’’  cümlesinin açılımı kısaca tam da buydu.

Bundan daha büyük bir bedel olabilir miydi sizce?

 

Ayşe Nurhan Karahan