1. Tem, 2016

28 Haziran 2016/O gün hayat... Seç haber sitesi köşe yazımdan...

28 Haziran 2016 …

‘’ Günaydınnn…   Bu günü özel kılacak bir şey yapmaya ne dersiniz?
İster kendiniz için, ister başkası için. Birisini mutlu etmek bir ibadet aslında. Hadi başlayın düşünmeye.     Sevgiyle…    ‘’

 

Yazılarımı sizlere ulaştırmak için  açtığım, facebook sayfamda, böyle bir başlangıç yapmışım ben o kara güne. Çığlıklar gülücükler atmışım, kalpler koymuşum cümlelerimin arasına. Takipçilerime kahveler ikram etmişim, fotoğraf paylaşımlarımla. ‘’Mola zamanııı. Şımartın kendiniziiii. Şımartınn. ‘’ diye devam etmişim bağırmaya, o paylaşımlarımda.

‘’ İlişik olmak ‘’  adlı  yazımı paylaşmışım. Sonra  da  ‘’ sizi üzen ne varsa, şiir edin gitsin ‘’ diyerek,

NECAT İLTAŞ’ın  ‘’Mezopotamya ‘’ adlı eşsiz şiirini paylaşmışım bir güzel. 

Ben Mezopotamya !
Asya`nın nazlı kızı !

Bereketin,  bolluğun ve sevdaların diyarı .
Sevgi ve kin , öfke ve hırs.
Savaş ve barış bende anlamlandı .
Bende vücut buldu ruh , tarih benimle başladı .

devam……

 

Gördüğünüz gibi, motivasyon tavan yapmış durumda o gün benim için.

Ve başlamışım, köşe yazımın tıklanma oranlarını takip etmeye. Orada da bir sorun yok. Gidişat hiç de fena değil. Keyfim bir hayli yerinde yani…

Kitap-Müzik derken,  saat  21.00 sıraları günün değerlendirmesini yapıyorum ve aklıma sabah mesajım geliveriyor. ‘’ Bu günü özel kılacak bir şey yapmaya ne dersiniz?   İster kendiniz için, ister başkası için. Birisini mutlu etmek bir ibadet aslında. Hadi başlayın düşünmeye...    Sevgiyle…    ‘’

‘’ Beni ne mutlu ederdi bu gün ‘’ diye başlıyorum düşünmeye hemen. Birkaç toz pembe olasılık ve varsayım halinden sonra, bir hoşnutsuzluk hissederek hemen kovuyorum bu düşünceleri kafamdan. 

Ve saat 21.51…

Atatürk hava limanı.

Kabus  başlıyor…

Uzunca bir müddet çakılı vaziyette kala kalıyorum yerimde öylece haberleri izlerken. Duyduklarımı idrak etmeye yetmiyor çünkü beynin kapasitem o anda. Şimdi size güvenlik zafiyeti falan gibi şeylerden de bahsedebilirim, ama bunu yapmayacağım. Beni olduğum yere çakan şey neydi biliyor musunuz? Artık terörün ses getirmek için yapılmadığını görmek…

En kalabalık yerlerden biri  ve nerede ise en yoğun saatler. Bir de kontrol mekanizmasının en yoğun olduğu bir alan. O anda beynimde tek bir soru belirdi. Bu nasıl bir mesajdı? İnsan olduğum için nefes almaya utandım ben.  

O gece ve ertesi gün öğlene kadar sürdü bu durumum.

Bu arada internet elverdiği ölçüde,

hepimiz deli gibi sosyal medyaya saldırıp,

terörün bizden istediklerini yerine getirmeye

çalıştık yine.

Yazdık, çizdik, protesto ettik.

Yetti mi peki? Hayır, bana yetmedi. Bana yetemedi maalesef. Hala nefes alamadığımı hissettim.

 

İnsan ne yaşarsa yaşasın, kendini yenileyebilen bir varlık olma vasfını hala sürdürüyor. Ve ben ruh sağlığımı korumak adına,  artık bunu bilinçli ve sistemli bir şekilde uygulamaya başladığımı söyleyebilirim. Bunu sizlerde uygulamalısınız mutlaka. İçinde bulunduğumuz dönem itibariyle yapılabilecek tek şey bu bana göre.

Ve nefes alabilmek için, tek teselliyi, denizle, derya ile buluşmakta buldum ben o gün. O gün ben,  tüm gün denize girmeden sadece  maviyi seyredip nefes almaya çalıştım. 

 

Kendime geldiğimde ise aklımda,

benim gündemim ve hayatın gerçek gündemi vardı sadece…

 

28 Haziran 2016 sabahında,

‘’İlişik olmak’’ başlıklı yazımda,  hayatı ilişik yaşayan insanlardan dem vurmuştum. Ya içinde olmalısındır dairenin,  ya da tamamen dışında diye de son noktayı  koymuştum.

 

Oysa ben aynı günün akşamında gördüm ki,

esas  ilişik olan,

hayatmış biz insanlara.

 

28 Haziran 2016 akşamı,

saat 21.56 da yaşadığımız o feci olayda,

kaybettiğimiz yaklaşık 44 kişiye ve tabi ki bizlere de,

ilişik olduğunu  gösteriverdi bir anda hayat .

 

Ve  de ,

‘’Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. İlişik yaşayacaksın.’’ diyen

CAN YÜCEL ‘i  de,

bir kez daha haklı çıkararak,

hepimize koskoca bir ders veriverdi,

o gün hayat…

 

Ayşe Nurhan Karahan