28. Haz, 2016

ilişik olmak...

ilişik yaşamak belki bir tercih bazılarımız için.
Sözcük anlamı, kısaca eklenti diye açıklanıyor. İçinde ve dışında olmama durumu.
Ucundan yani. Azıcık ucundan. Tutunma…

İlk anda baktığınızda bir hayli rahatlatıcı bir tutum aslında insanlar için.
Düşünsenize,
dahil değilsiniz. İçinde değilsiniz çünkü. Ama dışında da değilsiniz. Sadece bir yerinden ilişmişsiniz. İstediğinizde içinde olabilirsiniz. Zira ilişiksiniz siz o bütüne, ilişik de olsa bir bağ var. Ama istediğinizde de, bütün dışına çıkabilirsiniz.
Sahip yok.
Ait olmak yok.
Ait hissetmek ise hiç yok.
Hatta belki o zaman,
o bütünden kolayca kopup, diğer bütünlere de ilişebilirsiniz.


İnsan ilişkilerini göz önüne getirdiğimde,
bir insan neden böyle yaşamak ister diye düşünmeden edemiyorum doğrusu. Neden ilişkilerini ilişik yaşamak ister? Neden ilişkisine sahip çıkmak istemez ki?

 

Sakın yanlış anlamayın,
İlişkiye sahip çıkmak,
karşıdaki kimseye sahip çıkmak anlamına gelmiyor kesinlikle. İlişkiyi sahiplenmek başka bir şey çünkü. O bir daire. Ve birlikte oluşturuluyor. Yani iki kişi yaşanıyor.

 

 

Ve ben görüyorum ki,
bunu tercih eden insanlar aslında kendi yaşamlarına sahip ve saygılı değiller.
Öylece, sadece yaşayıp gidiyorlar işte. Akan su, alıp götürüyor onları. O yüzden ‘’kısmet’’ kelimesini çok seviyorlar. Her soruya sadece ‘’kısmet’’ diye cevap verebiliyorlar. O çok önemsedikleri yaşam biçimlerinde cesaret,
yok onların mesela.
Çünkü bir ilişkiyi sahiplenmek de cesaret istiyor.
Zira her şeyden önce bir karar vermeleri gerekiyor onların,
ilişkilerinin içinde,
ya da dışında olmak yolunda.


Ayrıca,
kendi duygularına da, önem vermeleri gerekiyor her şeyden önce. İlişik yaşam biçimlerinde kendilerini de kolayca, yok sayıyor bu insanlar.
Duygularına sahip çıkma cesaretleri olmadığı gibi, ‘’ İliştiğim bütünden düşersem bütünü kaybederim’’ diye bir korkuları da yok. Bütünleri önemsemedikleri de çok aşikar. O yüzden her bütünün eklentisi olabilirler…

 

Bu durum tamamen kendileri ile ilgili belki, ama göz ardı ettikleri önemli bir şey daha var aslında. Öyle ya da böyle her ilişme hali, her bütünde bir iz bırakıyor. Mesela bir mektuba bir ek yapmak istediğinizde, ya zımbalıyorsunuz, ya da ataçla veya iğne ile eki iliştiriyorsunuz.
Eklentiyi söküp attığınızda ise,  ne oluyor biliyor
musunuz?
Birincisi, mektubunuzun anlam bütünlüğü bozuluyor. Çünkü eke atıfta bulunularak yazılmış oluyor o mektup. Ek o yüzden var mektupta ve önemli mektup için.
İkincisi, mektubunuzun köşesi zedeleniyor. Eklenti bir iğne ile iliştirilmiş ise deliniyor mesela. Bir ataçla ise ataç izi kalıyor. Ama zımba ise durum çok daha vahim.Sökerken çok dikkatli olmanız gerekiyor….
Zımbayı mektuptan açarak çıkaramadığınız durumlarda ise, çekip atıyorsunuz o eklentiyi.
İşte o zaman mektubunuzun o köşesi yırtılıyor.
İlişik olan şeyi çıkarıyorsunuz belki ama,
o yırtık hep orada kalıyor artık.

İşte bu durum,
kendisi için kolay yolu seçen insanların,
diğer insanlara bir yerde zarar verme şekli aslında…

 

Bütünlere gelince;
o bütünler var ya o bütünler?
Onlar kapı gibi duruyorlar. Kapı gibi de cesaretliler. Dimdik göğüslerini gere gere,
yaşadıkları her neyse, sahip çıkmak adına alıyorlar bu yaraları. Hiçbir şeyden de korkmuyorlar onlar.
Delineceklermiş? İz kalacakmış?
Yırtılacaklarmış kaygıları da olmuyor.
Öyle bir sıkı sıkı tutmaya çalışıyorlar ki o eklentiyi,
eklenti bile şaşırıyor ne olduğuna.
‘’Eklenti miyim ?’’ ‘’ Bütün müyüm? ‘’ diye başlıyor sorgulamaya kendini. Korkuyor çünkü eklenti.
Öyle bir korku yerleşiyor ki yüreğine,
‘’bütüne dahil olmak üzereyim neredeyse? ‘’ kaygısıyla,
başlıyor garip garip davranmaya.  Dahil olmak istemiyor bütüne ama, gitmek de istemiyor o.
İlişik…
Sadece ilişik olmak istiyor onlar.

İşte o bütünlerin yapabileceği hiçbir şey yok o andan sonra. Tutunmak istemeyen birini zorla tutmak mümkün müdür? Mümkün müdür bir eklentinin her bütünle her zaman,
aynı anlam ve içeriği yakalayabilmesi?
Ve yürekte değil midir ki, bütün iş aslında?

 

Murathan Mungan’ın bir dörtlüğü var. Çok severim.
‘’Kendinden kaçanlara,
saklanacak yer kalmaz dünyada.
Gün gelir kendileriyle tanışırlar.
Asıl yalnızlık o zaman başlar.
Hayata geç kalmıştır, kendine geç kalan. ‘’

 

Ve dahi bu yüzden ,
işte tam da belki bu yüzden,
devamlı baş rüzgarı alarak,
kendinden kaçıp, ilişik yaşamak yerine,
bana göre,
ya içinde olmalısındır o dairenin,
ya da tamamen dışında!

 

ayşe nurhan karahan