17. Haz, 2016

yaşam felsefesi

Hepimizin bir yaşam felsefesi var, ve bizler bu doğrultuda bazı çizgiler oluşturuyoruz.

Düşüncelerimiz ve bilinçaltımız fark etmeden yönlendiriyor bizi.

Okuyoruz,  çiziyoruz ve birleştirip kendimize bir yön tayin ediyoruz…

 

Lakin ne kadar okursak okuyalım,

diyelim ki,

bir de her yerimizden zeka fışkırsın,

sadece duygular,

düşüncelerimize yön veren.

 

Önemli olan tüm bunların bir anlama hizmet etmesi sanırım…

Aksi taktirde,

bir bakmışsınız ki  savunduğunuz düşüncelerin tutsağı oluvermişsiniz bir anda.

Seslendirilen düşüncenin bağlayıcılığını,

üzerinizdeki baskısını,

tahmin bile edemezsiniz…

Bir anlam içermeyen,

bu anlamda ayakları yere basmayan,

birbirini tamamlamayan düşüncelerinizin,

esirisiniz o andan sonra.

Hatta zaman zaman saçmaladığınızı,

bocaladığınızı ve karıştığınızı fark edebilirsiniz.

Körü körüne bağlılık yani…

Sonuçta geldiğiniz nokta,

dillendirdiğiniz gibi hareket etme zorunluluğu hissetmekten öteye gitmeyecektir.

 

Bu satırı okuyunca  kendi kendinize,

‘’ ama doğru olan bu zaten ‘’ dediğinizi  tahmin ediyorum.

Evet doğru olan bu, bir anlama ve adalet duygusuna hizmet ediyorsa tabi ki…

Etmiyorsa, bir zorunluluk ve de yük sadece…

Ve dahi en ağır yük ,

kendini olduğundan farklı gösteren insanın yükü.

Düşünün, bir ömür boyu sırtınızda bir başkasını taşıyorsunuz.

 

İnsanların gerçekte var olan düşüncelerini anlayabilmek için,

söylediklerinden veya söylemediklerinden çok,

sessiz kalıp,

izleyici olup,

sadece yaptıklarına dikkat edin derim ben.

 

Ve yine derim ki,

aslında çok ağır felsefe yapan bu insan topluluğunun,

bir anlam yükleyemedikleri kendi davranışlarının,

onları nasıl esir aldığını gördüğünüzde ise hiç şaşırmayın.

 

Ve bu dolu insanların,

bu boşluğu doldurma çabalarını,

içi boş felsefelere dayandırmaya çalıştıklarını gördüğünüz anda hele,

sadece onları anlamaya çalışın derim.

Göremiyor olmalarına sakın şaşırmayın, çünkü mutlaka bir gün göreceklerdir.

Sadece o gün henüz gelmemiştir…

 

Son söz;

Düşüncelerinizin ve davranışlarınızın içini,

anlam ve adalet duygusuyla doldurmayı,

kimseden ama kimseden esirgemeyin.

Çünkü irtibat içinde olduğunuz her insan,

bunu mutlaka hak eder…

 

Bana göre bu,

her şeyden önce kendimize,

sonra da karşımızdaki kişilere

duyduğumuz saygının tereddütsüz gereği olmalıdır…

 

 

Ayşe Nurhan Karahan