15. Haz, 2016

ateş böcekleri...

Şu ateş böcekleri…
Şarkılara şiirlere konu olmuşlardır ya hani?  Hani, sevgi sözcüklerimizin arasında yer alırlar? Sorarız ya, ‘’ateş böceğim misin’’ diye ?


Dün gece uzun uzun izledim onları. Yaz gecelerinin o esrarengiz havasında, adeta büyüleyici bir tılsım yayıyorlar etrafa.

Gecenin karanlığında,
otların arasında veya havada uçarken parıldayıveren,  
yanıp sönerek sarı-yeşil ışık veren gizemli böcekler onlar.

İlginçler…

Yanlarına yaklaşıldığında,
ışıklarını söndürüveriyorlar hemen. Ve gecenin karanlığında izlerini kaybettiriyorlar.
Size, sizinle iletişim halinde olmak istemediklerinin, sinyalini veriyorlar aslında açıkça.
Anlayacağınız onların güzelliğini sadece uzaktan izleye biliyorsunuz siz.
Birden görüyorsunuz ki,
bu ilişkide inisiyatif sadece ve sadece onların elinde. Siz sadece figüran olarak orada bulunuyorsunuz. Yani tamamlayıcı unsur bile değilsiniz.
‘’ Ama şu anda burada iki kişiyiz, şu yaşadığımız her neyse şimdi, iki kişi yaşıyoruz’’
demeye hakkınız bile yok.  Yaklaştınız mı ?
The end !
Öğreniyorsunuz ki sadece uzaktan.
Dar alanda paslaşmalardan sıkılıyor ateş böcekleri.

Onların erkekleri uçabiliyor. Ama dişileri kanatsız.
Ve ilginç bir şey daha var,
sadece üç saat süreyle ışık verebiliyorlar. Daha fazlasına belki istekleri, belki de enerjileri kalmıyor. Kısa süreli yani. Uzun süre de yoklar.

Düşünün bir kere,
gecenin o gizemli karanlığında,
başınızı döndüren bir ateş böceğine denk geldiniz.
Mutluluktan da havalara uçtunuz. Çünkü, devamlı görünen türden böcekler değil bunlar.
Özeller yani…
Bu anlamda kendinizi şanslı görüyorsunuz o an. Siz büyük bir heyecan ve mutlulukla,
onu gece boyunca keyifle izleme hayalleri içerisindesiniz.
Ama en fazla üç saat işte.
Sonra fosss.
Sönüyorlar.
Ve siz,  öylece kala kalıyorsunuz.
Neden?
Çünkü siz hala aynısınız.
Çünkü siz hala,
ateş böceğini ilk gördüğünüz duygular içinde büyülenmiş vaziyettesiniz. Doğrusu bu kısa süreli ışık yayma durumunu algılamanız, zaman alıyor.

Merak edip, kolları sıvıyorsunuz. Hemen başlıyorsunuz ateş böceği araştırmalarına.
Sıkı durun esas bomba şimdi patlıyor.
Işığa neden olan kimyasalları sayesinde,
onu yiyen düşmanın,
kusmak zorunda kaldığını biliyor muydunuz siz?
Ve bu nedenle de,
bir daha ateş böceği yemeğe yeltenmediğini?

Bu bilgiye bayıldığımı söylemeliyim. Doğa, canlılar üzerinde nasıl kusursuz bir denge kurmuş fark ettiniz mi?
Nasıl bir korunma mekanizmasıdır ki bu,
bu denli kusursuz işler.

İnsan içinden geçirmiyor değil aslında,
bana göre dünyanın en gelişmiş mekanizmasına sahip,
insan denen kusursuz makinede,  bu parça neden eksiktir ki diye?

Bizler de insanlarla aramızdaki ilişkiler nedeni ile, böyle koruma kalkanları oluşturabilsek. Kendi adıma şu kusup, bir daha da yiyememek hususunu
çok tuttuğumu söylemek isterim. Ama size esas tercihimin, öyle üç saat gibi kısa süre ışık saçan, ateş böceğinden yana değil de, bal arısından yana olduğunu söylerim.

Ama hangi bal arıları? diye sorarsanız da,
‘’Ben bal arısı gibiydim senden önce, bak pervaneye döndüm seni görünce’’
diye şarkılar çağırabilen,
o eşsiz güzide,
ca-nım bal arıları derim size ben…

 

Ayşe Nurhan Karahan