15. May, 2016

orhan...

Ben bu gün size

hayatımın çok önemli bir döneminde,

benim için her konuda can simidi olmuş birinden,

adam gibi bir adamdan bahsetmek istiyorum.

 

Ne yazık ki biz onu çok erken denebilecek bir yaşta kaybettik…

 

Bazı insanlar vardır ya ?

Hani ismini duyduğunuzda burnunuzun direği sızlar. Yüreğiniz yanar . Öyle böyle değil, çok da özlersiniz hani ? Hatta ‘’daha da çabalasaydım bazı şeylerin önüne geçebilir miydim?’’ diye kendinizi yer bitirirsiniz?

 

İşte, o Orhan benim hayatımda.

 

Büyük aile fertleri ölümü, canım ağabeyim ve bir arkadaşımın genç yaşta şehit olan kardeşinden sonra, unutamadığım yaşadığım ilk büyük acıdır Orhan…

 

Henüz çok gencim. Ve İş bankası gibi köklü, disiplinli bir kurumda çalışmaya başlıyorum. Üç ay stajyerlik sonrası yeni atandığım şubenin kapısından içeriye giriyorum, ürkek adımlarla. Bu şube işe başladığım şubeye göre çok daha küçük ve çok daha yoğun. Sabah erkenden gitmişim, tipik memur diyemeyeceğim zira çok yeni bir çalışanım.

 

Belki sadece heyecandan,

 

bir an önce gidip yerime yerleşmek istiyorum.

 

Servis ayrımı olan büyük bir şubeden, her memurun her işi yaptığı, çarşı içinde küçücük bir şubeye gidiyorum. Durum kısaca fecaat benim için yani. Ama farkında değilim… 

 

Şubeye giriyorum, daha sonra ikinci müdür olduğunu öğrendiğim bir bey bana buyurun diyor. Mesai henüz başlamamış, beni memura benzetemiyor. Yeni atanan memur olduğumu söylediğimde ise şaşırıyor, zira çok gencim ve ufak tefek bir yapım var. Masasına buyur ediyor, birkaç cümle sohbetten sonra, kapıdan günaydın diyerek içeriye genç bir delikanlı giriyor .

 

İkinci müdürün bizi tanıştırmasıyla,

geldiğim büyük şubeyi de öğrenen Orhan’ cım,

benim farkına varamadığım fecaat durumu hemen kavrıyor.

 

Ve o günden sonra da,

bir kardeş gibi benim üzerimdeki kanatlarını hiç ama hiç eksik etmiyor. O hengame içinde, bana hiç oflayıp poflamadan, sabırla iş öğretmiştir hep nur içinde yatsın.

 

O şubede çalışan her arkadaşım çok özel. Ama o yoğun tempo içinde benim için şartları kolaylaştırıp, sıkılmadan çalışmamı sağlayan kişidir Orhan. İleriki yıllarda Orhan olmasaydı o zamanlarda, bu mesleği o şube nedeniyle bırakabileceğimi düşünmüşümdür hep…

 

Bir insan düşünün.

 

Kimse hakkında kötü konuşmayan.

 

Konuşanları susturan.

 

Kimseyi eleştirmeyen.

 

Her insanın yardımına koşan.

 

Kimseyle tartışmayan.

 

Kimseyi kırmayan.

 

Her insana saygılı.

 

Çok akıllı ve işinde çok başarılı.

 

Fazlaca da iyi niyetli…

 

Daha sonraki yıllarda, yine aynı şubeden çok sevdiğim bir arkadaşımla hayatlarını birleştirdiklerinde, dünyalar benim olmuştu. Nihal’i  istemeye gidecekleri gün, tüm şube heyecandan yerimizde duramamıştık. Böylesine sevdiğimiz iki kişi, hayatlarını birlikte geçirmeye karar vermişti…

 

Orhan’ı,

belki de vefatına neden olan,

elindeki sigarasıyla hatırlıyorum hep.

Bir de dalgın haliyle…

 

Bize yaptıkları bir ziyarette, yemek esnasında sigarasını ceviz yemek masama düşürmüş,

fark etmediği için de, masamda derin bir yanık izi bırakmıştı.

Zerre üzülmemiştim.

O da çok üzerinde durmamıştı.

Çünkü insandı önemli olan.

 

Orhan’ımızı kaybettikten sonra ise,

o masa üzerine hiç örtü örtmedim ben. O izi hep görmek istedim.

 

Her gördüğümde de,

sanki o masada oturuyor hissettim onu.

 

Onun, ismimdeki  ‘’u’’ harfini uzatıp,  ‘’h’’ harfini de atlayarak bana seslenişi hala kulaklarımda çınlar.

Nuuran…

 

Seneler sonra,

o ceviz masayı değiştirme zamanı geldiğinde ise,

durum benim için oldukça zordu.

 

Ben Orhan’a ,

işte anca o zaman veda edebilmiştim.

 

Işıklarda uyu güzel insan…

 

 

 

 

Ayşe Nurhan Karahan