14. May, 2016

dost meclisi...

Size,

 

evimde uzun süredir özlemini duyduğum,

 

dost meclisi buluşmalarının ilkini gerçekleştirmenin mutluluğu içinde,

 

hala sarhoşum desem inanır mısınız bana?

 

Bodrum’a taşınalı nerede ise beş ay oluyor. Ve ben hayatıma otuz yıl önce yarım bırakarak kestiğim yerden devam ediyorum.  

 

Benim için önemini kavramanız açısından,

 

küçüklüğümden beri,  böyle büyük dost meclislerinin yer aldığı masalarda büyüdüğümü,  söylemem gerekiyor sanırım. Çoğunlukla da, evde düzenlenerek daha da büyük bir anlam yüklenmiştir bu uzun ve özel gecelere.

 

Bu masalarda, dost olarak kabul görmüş, ve bunun tartışılmazlığı hususuna damga vurulmuş, kişilerle bir araya gelinirdi hep. Kişiler bu anlamda seçilmişlerdi her zaman, ve sağlam insanlardan oluşurdu.

 

Uzun sohbetler yapılır, fıkralar anlatılır,  şakalarla ortak arkadaşların kulakları çınlatılırdı. İlerleyen saatlerde şarkılarla kadehlerin dibine vurulurdu. Bir de mecliste bu güzel terennüme müzik aleti ile eşlik edebilen varsa hele, işte o zamanlarda herkes başka diyarlara dalardı kendi ruh aleminde. Herkes şair, herkes yazardı sanki…

 

Terennüm esnasında bu işte ehil kişilere mutlaka yol verilir, ahengin bozulmaması için azami gayret gösterilirdi. İçkinin dozu ne olursa olsun, sesler hiçbir zaman yükselmez, masa başladığı gibi dostluk içinde sonlanırdı…

 

Ego yok, üste çıkma ve kendini öne çıkarma çabası yok yani bu masalarda. Oraya gittik, burayı gezdik, bunu yedik, buraya gidelim muhabbeti de yok. Bildiğiniz ağır felsefeler yapılır, edebi muhabbetlerle ortaya koyardı dostlar kendisini. Kapanış ise geç saatlerde büyük şairlerin en güzel şiirleriyle yapılırdı. O şiirlerin her satırı meclisteki başka bir dost tarafından okunarak şiir tamamlanır giderdi…

 

Biz ise,

yani abim ve ben,

küçük iki çocuk olduğumuz halde, uyku için yatırılmazdık bu gecelerde hiçbir zaman. Yemeğimizi yedikten sonra, bir köşeden sinema gibi izlerdik bu geceleri. Her gece uyku saatimizin belirli olmasına rağmen, sanırım bilinçli olarak bu kural, o geceler için bozulurdu.

 

Tablo gibi beynime kazınmıştır o masalar…

  

İtiraf etmeliyim ki,

 

hayatımın belli bir bölümünde, ben bu masaları ve sohbetleri kaybettim. Uzun zaman sonra aynı tadı ve duyguları yakaladığım için çok mutluyum. Ve yeniden başlayabilmenin büyük hazzını yaşıyorum…

 

Bu meclisin konukları belirlendiği zaman böyle bir gece geçireceğimden çok emindim. Bunun heyecanını fazlaca yaşamış olmalıyım ki, hazırlık aşamasındaki heyecanım ile ilgili, davetliler arasında yeri olan bir konuğum, bana böyle bir şeyi ilk defa yaşıyor olup olmadığımı sordu. ‘’Uzun zaman sonra ilk defa’’  dediğimde, neyi kastettiğimi anladığını düşünmüyorum.

 

Bu kaybedilen bir duygunun tekrar yakalanmasının heyecanıydı sadece.

 

O anlamda,

 

ilk defa yaşanılan heyecanlardan çok daha anlamlıydı. Ve de çok daha değerliydi.

 

Benim için çok özeldi…

 

Belki meclis içindeki dostlar o anda farkında değildi ama; 

 

aslında ben o gece,

 

beslendiğim,

 

nefes alabildiğim,

 

içinde kendimi ifade edebildiğim,

 

ve uzun süre önce de, kaybettiğim yaşam biçimime,

 

tam olarak geri dönmüştüm artık…

 

 

 

Ayşe Nurhan Karahan