4. May, 2016

Hıdırellez ve hiçlik...

Beş mayısı altı mayısa bağlayan gece,

Hızır  ve İlyas’ın  yeryüzünde buluşma günü…

Uyanış.

Taze hayat.

Baharın müjdecisi.

Yazın gelişi.

Hıdırellez bir bayram aslında. Bu günün kökeninin ta Mezopotamya, Anadolu ve Orta Asya’ya kadar gittiğini biliyor muydunuz? Hıristiyan dünyasında da kutlandığını?

Bizde hıdırellez diye kutlanan günün,

Ortodoks Hıristiyanlar tarafından Aya Yorgi,

Katolik Hıristiyanlar tarafından ise St. Georges günü olarak kutlandığını?

 

Yaygın inançlara göre Hızır,  

ab-ı hayat,  yani hayat suyu içerek ölümsüzlüğe ulaşmıştır. Baharla vücut bulduğuna inanıyoruz. O zamanlarda, insanlar arasında dolaşıp zor durumda olanlara yardım, bolluk, bereket ve sağlık dağıttığına inanıyoruz.

O yüzdendir ki o gece,

tüm kapılar, ambarlar, para keseleri açık bırakılıyor. Dokunduğu her şeye, vereceği bereketin inancıyla yapıyoruz bunları.

Kutlamalar,

genel olarak ağaçlık alanlarda, su kenarlarında, yapılıyor. Hatta bu yerlere hıdırlık adını vermişiz.  

Peki biz ne hissediyoruz böylesi bir günde ve ateşler üzerinden atladığımız bu gecede?

 

Sizi bilmem ama ben yenilendiğimi hissediyorum.

Resetlendiğimi hissediyorum.

Fabrika ayarlarıma döndüğümü hissediyorum.

Her şeye ta en baştan başlama gücü ve cesareti hissediyorum.

Her konuda ama her konuda,

samimi, saf ve güzel duygular içinde olduğum taktirde,

isteğime ulaşma umudumun her zaman olduğunu hissediyorum.

Kendimi sokaklara atıp, insanlarla el ele olmak istiyorum.

 

Ben o gece sadece,

‘’ hiç ‘’ olmak ve,

tekrar yenilenmek istiyorum…

 

 

Ayşe Nurhan Karahan