3. May, 2016

Fotoğraflar ve vedalar...

Hayat bir film şeridi…

Her zaman da mükemmel değil evet. Sorun çıkma olasılığı hep var. Çıkıyor da zaten.

Hatta bazen hepsi üst üste de geliyor. Ve ağır travmalar yaşıyoruz.

O anlarda evet,  

yıkılıp çok üzülüyoruz belki.

Ama aslında, hiçbir zaman  hayatın sonu değil bunlar. İlk başlarda öyleymiş gibi hissediyoruz nedense. Dönüp baktığımızda, yeni ve farklı bir hayatın başlangıcında buluyoruz kendimizi.

Fark edemesek de,

yaşanmışlıklar her zaman bir kazanım oluşturuyor çünkü.

Peki bunu ne zaman anlıyoruz?  Tabi ki sular durulunca.

İlişkiler de böyle.

Arkadaşlıklar, dostluklar, eş, sevgili. Adına her ne derseniz.  Bir dünya şey yaşanıyor ilişkilerimiz içerisinde.

Ortalık toz dumanken,

nedense hep bir ateş ve hep bir rüzgar var.  Baş rol oyuncuları zaten ateş ve rüzgar rolünde her daim. Kavgalar,  tripler,  çizgiyi geçme şeklinde olabiliyor bu davranışlar o akış içinde kimi zaman. Kimi zaman da eşsiz anlar…

Her şeye rağmen,

en önemli şey ne biliyor musunuz?

Yolları ayırırken güzel ayrılabilmeyi  becerebilmek bana göre.  Kırmadan ve dökmeden. Veda edebilmeyi bilebilmek… Bu önemli bir cümle. Öylesine yazmadım buna dikkatinizi çekmek isterim.

Veda edebilme şekli çok önemli.

Veda edebilmek hele,

çok daha önemli.

Bunu bile yapamadığınız zamanlar oluyor. Hele güzel şeyler de paylaşılmışsa,

ömür boyu yanınızda taşımaya değer anılar oluşturuyorsunuz aslında. Kim bilir, belki de ileride torunlarınıza bir masal gibi aktarabileceğiniz yaşanmışlıklar bunlar.

 

Öte yandan,

yaşanan hiçbir şeyin tekrarı yok. Geriye dönük hiçbir şeyi, eski haline getiremiyorsunuz. Onarılma becerisi imkansız gibi bir şey.

Olsa da aynı tadı alamıyorsunuz zaten.  Bardak kırıldı bir kere…

Yapıştırsanız da o izler hep görünüyor artık. Dedim ya, onlar artık birer masal.  Anı…

Onları özel bir yerde, mesela kilitli bir sandıkta saklar gibi, zihninizde saklamak da çok büyük bir haz. Hatta zaman zaman kilidi açıp hatırlamak, çok ama çok büyük bir keyif. Tıpkı sararmış fotoğraflara bakar gibi…

Ama her şeye rağmen,

Fotoğrafları, yani anıları mutlaka saklamak gerekiyor gibi geliyor bana.  Çünkü bu yaşanmışlıklar hak ediyor bunu.

Yaşadığım müddetçe,

hayatımda önemli bir yere sahip olacağına inandığım bir dostum,

bir gün bana ‘’ben fotoğraf  biriktirmem’’ dediğinde,

bunu çok uzun süre düşündüğümü hatırlıyorum.

Neden böyle düşünüyor olabilir, diye kafa yormuştum üzerine uzun uzun. Doğruydu da.  Biriktirmiyordu. Birkaç  siyah beyaz aile büyükleri fotoğrafları dışında kendi yaşamına ait hiçbir fotoğrafı yoktu evinde. 

Bu gün görüyorum ki,

fotoğraflar geçmişle aramızda özel bir bağ oluşturuyorlar. Ve onlar aslında bizim  ayak izlerimiz.  Fotoğraflar anı durdurup kayıt ediyorlar.  İyi veya kötü…

Ama şunu da gördüm ki,

hep ileriye bakmak isteyenlerin, anı fotoğraflarıyla işi olmuyor.  Zaten onlar  anda yaşıyor ve sadece ilerisini planlıyor. Duygusal yaşamı reddeden insanlar onlar.

Bu anlamda da içinde bulundukları sıkıntılı durumdan kurtulmaları,

bizimkinden çok daha az zaman alıyor.

Bu yüzden bize duygusuz ve yüzeysel görünüyorlar. Ve onlar, bir bağ oluşturmamak üzerine oturup, ciddi tezler oluşturuyorlar.

Oluşturmakla kalmayıp uygulamayı da biliyorlar. 

Öylesi mi yoksa böylesi mi doğrudur? demek istemiyorum. Çünkü tek doğru olmadığını öğrendim artık. 

Ama şunu söyleyebilirim ki,

bana göre yaşanmışlıklarımızı yansıtan fotoğraflar çok değerlidir.  Bazı anlar fotoğraflarla kayıt edilmelidir.

Vedalar çok önemlidir.

Veda edebilmeyi  bilebilmek,

insani bir davranış şeklidir, yani çok ama  çok önemlidir.

İnsani ilişkilerin de yakışanıdır.  Derin insanların görev addettikleri davranış şeklidir.

Geçiştirilemezler…

Dar ve olmaz zamanlara sığdırılamazlar.

Zamanlamaları ise,

ilişkilerinizin ve aynı zamanda,

sizin değerinizi oluşturur...

 

Ayşe Nurhan KARAHAN