3. Mar, 2016

insan dediğin...

Görünen o ki,

 ‘’yok sayma’’ olgusu,

insanlar arasındaki  ilişkiler de , 

çok karmaşık  sonuçlar doğuruyor.

 

Duyguların geçersiz kılınması.

Reddetmek.

Önemsememek.

Umursamamak.

Küçümsemek.

Hepsinin toplamı  kısaca  ‘’ yok sayma’’.

 

Psikolojik bir yıpratma yöntemi aslında. Kısaca duygusal ihtiyacın karşılanmaması.  Kişiyi reddetmenin ötesinde bir davranış. Bir kişinin kendine olan güvenini, yaratıcılığını ve kişiliğini öldürme biçimi.

Duygusal saldırının en kötü şekli.

 

Bizzat gözlemledim diyebilirim.

Kedisi köpeği olanlar bunu çok yaşamışlardır mutlaka.

Kediniz önünüzden geçer,

o anda işiniz vardır ve işinize devam edersiniz.

O fark edilmek için bu defa size daha yakın geçmeyi dener.

Siz hala işinize devam edersiniz.

Bu durumdan sıkılan kediniz hala fark edilmek derdindedir ve size sürtünmeye başlar.

Siz çok yoğunsunuzdur, yine oralı olmazsınız.

Bu sefer hem sürtünüp, hem de miyavlamaya başlar.

Değersizlik duygusuna iyice kapılmış ve de yıpranmıştır artık.

 

Bu psikolojik durumun fizyolojik yansımaları da oluyor mudur diye düşünmeden edemedim doğrusu. Zira biz insanoğlunun her türlü psikolojik sorunu, mide ve bağırsak sindirimi üzerinde etki ediyor. Bunu hep beraber biliyoruz artık. Bir sinirsel furyası, alıp başını gidiyor. Baş sırada teşhisler arasında.

Bu konuyu herkesin kendi mantık süzgecine bırakıp psikolojik duruma dönmek istiyorum.

Bu fark edilmeme, yok sayılma, önemsenmeme  ve de  değersizlik hissi ,

insanlarda  kendini öldürme sebebi bile olabiliyor zaman zaman.

İntihar sonrası bırakılan mektuplar buna işaret değil midir?

 

 

İşin asıl ilginç tarafı,

bir de kendi kendini yok sayma durumları var hayat içinde.

 

Aslında,

bir insana verilebilecek  en büyük cezadır ‘’ yok sayma’’ diye düşünüyorum.

 

Bilerek veya bilmeyerek bizzat en büyük cezayı  kabullendiğinizi düşünsenize bir. Önemli nedenler olmalı diye farz etmek istiyor insan.

Zira bu ağır duyguları sırtlamak bir hayli sıkıntılı ve de  yorucu bir hayatı getiriyor olmalı.

Belki de bu ağır duygular sonucu  oluşuyor bazı sakıncalı bağımlılıklar.

 

 

Bir insan kendini  neden yok sayar düşündünüz mü hiç?

Böyle hissettiği ortamdan arkasını dönüp gitmek yerine neden kalmayı seçer?

 

Ben düşündüm…

 

Kendi kendini cezalandırıyor olabilir.

Kendini, kendinden soyutluyor olabilir.

Karşısındakine, kendinden daha çok değer biçmiş olabilir.

Durumun düzeleceğini umut ediyor olabilir.

Duyguları geçersiz kılınan,

hassas bir kişiliğin geliştirdiği  normal bir tepki olabilir.

Ya da,

tüm bu karışık kavramlar yerine,

sadece basitçe duygularına sahip çıkıyor olabilir.

Hisleri ile davranıyor olabilir.

 

Fakat;

bu durum bu kadar basit olabilir mi ?

Önce duyguları kabullenmek midir doğrusu ?

Sonra da davranışları tanımlamak ?

İnsan düşünmeden edemiyor,

ya duygularla davranışların çatışması ne olacak ?

İlişik yaşamak tahammül edilebilir bir yaşam şekli midir ?

Nasıl çıkılır ki bu durumun içinden ?

Yahut çıkılmalı mıdır ?

 

Peki,

her şeye rağmen,

bu ağır yüke ,

bu yıpratıcı duruma dayanma gücü sağlayan bu duygular,

yaşanası mıdır ?

 

Bana sorarsanız,

size sadece şunu söyleyebilirim beyler bayanlar.Yapamayacağınız tek bir şey var. O da, mantıkla duygusal bir yarayı  iyileştirmek.

 

Yine bana göre,

karşısındakini yok sayan kişi,

aslında kendini de yok saymaktadır.

Ve en büyük hatayı da,

o kişi ile ilişkisini sürdürerek yapmaktadır.

Öğrendik ki,

kangren olmuş parmaklar, iyileşme için kesilip atılmalıdır.

 

Evet, en uzun ilişki kendimizle bu hayatta.

 

Ve yine biz biliyoruz ki,

annemizle babamızın tanışma olasılığı katrilyonda birken,

biz koca bir mucizeyiz.

O yüzdendir ki,

bu dünyada insandan kıymetli  hiç bir şey yok.

 

İşte tam da bu nedenle,

ne yaşayacaksanız, insani duygularınıza sahip çıkarak,  size yakışan neyse,

kendinize neyi yakıştırıyorsanız, dibine kadar öyle yaşayın,

beyler bayanlar.

 

Kendinizi  ve  de  diğer insan evladını  yok saymayarak.

Aksi takdirde kesin atın o parmağı.

Nasıl protez parmak tam anlamı ile doldurmuyorsa o parmağın yerini ?

İlişik bir hayat ve protez duygularla da beslenemez ki o yürekler.

 

Can Yücel ne de güzel özetlemiştir, ‘’ Kadın dediğin’’ ve  de ‘’ Erkek dediğin’’ şiirlerinde  durumu.

 

Ben ise sadece,

‘’İnsan dediğin’’ demek istedim…

 

Ayşe Nurhan Karahan