3. Şub, 2016

carpe diem...!

Sizlerde de böylemidir bilmiyorum. Ama, inanın öğrenmeyi çok arzu ediyorum. Kendimle  ilgili  arıza bir durum keşfettim.

Daha doğrusu,

değişik çevreler  tarafından daha önce dikte edilen durumun, varlığını kabul ettim diyelim.

Arıza diyorum çünkü;

bu duygu tam bulutların üzerindeyken, beni al aşağı ediyor. Gerçekten merak ediyorum, insanların genelinin hissettiği bir şey midir?

Yok değilse, gerçekten bu konuda bir yardım almayı düşüneceğim ben.

 

Konu şudur kısaca.

Ben,

ilerisini düşünmekten, bir türlü bu zamana başlayamadığımı fark ettim. 

Bu, gerçekten öyle arıza bir duygu ki, her türlü ilişkinize yansıyor. Sizi esir alıyor. Beyninizin içine yerleşiyor.

Ve başlıyorsunuz sorulara…

 

‘’ Peki, öyle olursa böyle mi ? ’’

‘’ Eee o zaman şöyle mi olacak ? ’’

‘’ Ama o zaman ? ‘’

‘’ Peki, şimdi ? ’’

 

Yahu, bir dur !

Bir tek dur sevgili beynim !

Bir rahat ver !

Bir o zaman gelsin sana hele !

Bak tadından yenmeyeceksin o zaman, belki de !

 

 

Bunu nasıl fark ettiğime gelince;

nasıl olup, kabul ettiğime gelince demek daha doğru bir cümle olacak gibi görünüyor burada. Aslında ben yaklaşık dokuz aydır yazıyorum. Çok sevdiğim canım ağabeyimi kaybetmemize neden olan, o melun hastalık,

ailemizin yakasına yapıştığı zaman, ben yazmak gibi bir ihtiyaç içine giriverdim birden.

 

Sizlere ulaşma isteğime gelince… Nerede ise beş aydır da o devam ediyor.

Bu istekle birlikte daha sık yazmaya başladığımı söyleyebilirim.

 

Gördüm ki;

yazılarıma öncelikle başlık koyarak başlıyorum ben. Bir de bir son var beynimde yazımı bitirmek istediğim. Halbuki bilgisayarın başına oturup yazmaya başladığınızda, bir duygu fırtınası yaşıyorsunuz. O an içinizden ne geliyorsa onlar dökülüveriyor  satırlara. Başladığınız duygu ile  çeliştiğiniz bile oluyor sona geldiğinizde. Çünkü bir iç sesiniz var sizinle konuşan. O anı yaşıyorsunuz. Carpe Diem durumları yani…

 

Yine bir sözlük ziyareti yapalım…

Carpe Diem ;

gününü gün et,

zamanın tadını çıkar,

günü yakala,

anı yaşa veya günü yaşa gibi anlamlardaki özdeyiş…

Bu özdeyiş hazcı felsefenin bir savunusu gibi görünse de ,  aslında gelecek hakkında endişelenmek yerine, yaşanılan anın değerini vurgulamak için yapılan bir uyarı.

 

Öyle böyle değil,

bir hayli arıza durumundayım gördüğünüz gibi. Her türlü şeyin geleceğini, sonunu bilme isteğim, bulutların üzerinden yere çakılmama neden oluyor.

 

Bir dostum bana,

‘’hayat o kadar da ciddiye alınacak bir şey değil aslında’’ dediğinde, İçimden  ‘’ sanırım bu dünyalı değil ‘’ diye geçirdiğimi hatırlıyorum.

 

Bir süre sonra…

Evet. Ben o noktaya geldiğimi itiraf etmeliyim. Siz kalemi almış, başı sonu hesaplarken, bir bakıyorsunuz ki ,
ne kalem kalıyor ne de defter.
Hayat pamuk ipliği.
Bir anda hayata veda bile edebiliyorken, neyin planlamasını yapmaktayız ki bizler?
Geçmiş masal. Gelecek hikaye. Bugün ise daima gerçek. 
O halde en sevdiğim gün bu gün olmalı.
Kurbağaya dönüşen prens ve öpülünce uyanan prensesler yok ki artık.

 

Çok doğruydu,

hayat o kadar da ciddiye alınacak bir şey değildi  aslında. Haydi o zaman.

Şimdi,

ilerisini düşünmeden ,

başlamak sırası…

 

Şimdi ,

önce yazmak,

sonra,

başlık atmak sırası…

 

Şimdi ,

Carpe Diem zamanı…

 

 

Sanırım şimdi bu yazıya uygun bir başlık bulmak zamanı...

Ve en uygun başlık da,

CARPE DİEM işte !!

 

 

 

Ayşe Nurhan Karahan