1. Şub, 2016

şiire devam...

Bir düşünür,

‘’ Sürekli yeni bir şeylere ihtiyaç duyan kişi açlığın içindedir,  eksiktir ve tamamlanmak istemektedir’’

demiş.

 

İlk bakışta, böyle hisseden insanlara bir yergi gibi görünebilir bu cümle. Ama hayattaki en büyük tehlike nedir bilir misiniz? Hayattaki en büyük tehlike, sürekli aynı sularda,

yani bildiğimiz sularda yüzmektir aslında. O sular kör kalmanıza neden olur. O sular korkak bireyler oluşturur. O sular sizi köleleştirir. Tüm bunlar için hangi ara kabul verdiğinizi anlayamazsınız bile…

 

Halbuki hayatın kano gibi olduğunu biliyoruz artık. İstesek de baş aşağı duramıyoruz. Suyun gücü ve kaldırma kuvveti bir şekilde sizi yukarıya taşıyor her zaman.

 

Aynı sularda seyir halinin bir başka tehlikesi de,

kendimizi ve yapabileceklerimizi hafife almamız.

 

Küçük adımlarla uzağa bakabildiğimiz andan itibaren, görüyoruz ki, cesaret denen şey,

büyüsünü de içinde saklıyor aslında.

 

 

Zorluklardan geçip,

teslim olmuyorsunuz mesela.

Bu sizi daha da güçlü kılıyor.

 

Adımlar küçük olsa dahi,

yol kazaları her zaman olası. Seçenekleri görebilmek şart galiba.  Hisleri takip edip,

hayatın içine dalabilmek.  Ben de önemliyim diyebilmek.

Hatta senden önce,

ben önemliyim diyebilmek.

Kendini yok saymamak…

 

İnsan olarak bizleri diğer canlılardan ayıran özelliklerimiz var. Duygularımız var örneğin.

Onur diyoruz.

Gurur diyoruz.

Şeref diyoruz.

Prensip meselesi diyoruz.

Karakterim diyoruz.

İnsan hayatında kalın çizgiler oluşturan bu kavramlar,

sonuna ‘’siz ‘’ eki getirilerek, sözlüğümüzde ağır tahrip yaratan tanımlamalar olarak yerini almış.

Onur/suz , gurur/suz, şeref/siz, karakter/siz gibi ağır tahrik içeren kelimeler haline dönüşmüş.

O kadar önemli ki, örneğin tek kelime ‘’şerefsiz’’ içinde her şeyi barındırıyor.

 

Hemen sözlüğe bakıyoruz,

Şeref,

‘’insan olma erdemlerinin tümüne sahip olmak’’

Şerefsiz kelimesinin anlamını varın siz düşünün artık.

 

 

Ağlayabilen tek canlı türüyüz bildiğim kadarıyla. Ve o anın duygusal olarak kontrolü,

imkansız gibi bir şey . O duygu fırtınası yaşanırken, binlerce düşünce beyninizden bir anda akıveriyor. Bir dünya kas istemsiz harekete geçiyor. Ağlamasına neden olmadığınız birini dahi, ağlarken gördüğünüzde, ağlamaklı oluyorsunuz…

 

 

‘’ Sürekli yeni bir şeylere ihtiyaç duyan kişi, açlığın içindedir, eksiktir ve tamamlanmak istemektedir’’

Üzerinde çok düşünülmesi gereken bir cümle bana göre.

 

Değişim sonucu gelişiyoruz biz insanlar.

Gelişmeyen toplumlar ,

değişimi ret eden geri kalmış toplumlar olarak karşımızdalar.

 

Bu kadar karmaşık duygularla bezenmiş olan, insan dediğimiz mekanizmayı, bazı kalıplara oturtma isteği, doğamıza haksızlık gibi geliyor bana.

 

Yaşarken fark etmiyoruz ama,

hayatın tüm olasılıklarını üzerimizde taşıdığımızı da biliyoruz aslında…

Bu olasılıkların gerçekleşmesi nedeniyle,

‘’Büyük konuşma, Allah başına verir’’ gibi cümleler türemiş dilimize yerleşen.

İyi bir düşündüğünüzde,

asında bu cümlenin hayatın kalıbı falan yok demek olduğunu hemen görebiliyorsunuz.

 

Lakin,

doğduğumuz andan itibaren bize öğretilen, dayatılan bir çok şey var.

Saymakla bitmeyen kurallar safsatası. Kim bilir kimin, kimlerin doğrularıdır topluma mal olmuş bu sözde doğrular?

Her türlü ilişkimize yön veren, koşulsuz kabul ettiğimiz ,

bir dünya anlamsız davranış şekli.

Bir dünya da günah keçisi…

 

 

‘’ Sürekli yeni bir şeylere ihtiyaç duyan kişi, açlığın içindedir, eksiktir ve tamamlanmak istemektedir’’

Günlerdir beni düşündüren bu cümle,

beni, aslında doğru olanın bu olduğu noktasına getirdi sonunda.

 

Bununla birlikte, her şeye rağmen;

bazen de yapılması gereken tek şey, duygularımıza sahip çıkıp,

olduğumuz yerde durabilmek galiba…

 

 

Mesela ben,

hala şiir okumaya ve dinlemeye devam ediyorum. Hala duygularımla yaşıyorum hayatımı.

 


Ama hak eden
günah keçilerim de var tabii ki...

 

 

 

Ayşe Nurhan Karahan