7. Oca, 2016

bodrum cenneti...

Sanırım Bodrum diye, bir cennete gelmiş olmalıyım…

Saat sabahın altısı. Ocak ayının da yedisi. Ve bahçemde kahvaltı yapıyorum ben. Öyle yumuşacık bir hava var ki buralarda, şaka gibi.

 

İtiraf etmeliyim, 

aslında Bodrum beni soğuk bir hava ile karşıladı. Dediklerine göre Bodrum’un en soğuk zamanı,  taşındığım günlermiş.

 

Önce,

soba nasıl yakılır, güzelce bir öğretti bana. İki başarısız denemeden sonra, selamete erildi diyebilirim.

 

Daha sonra,

yılın son günü, son saatlerinde iyi bir silkeledi beni. ‘’Burası Bodrum’’ dedi şöyle yüksek volümlü bir sesle. Bir tokat, bir yumruk… Bir silindirle de geçti üzerimden güzelce…

 

Ben, de,
‘’Biz de İzmirliyiz anam babam, basmaz kafamız bizim öyle işlere. Önce insan olacağız’’ dedim saldım çayıra koyuverdim gitti.

 

Çok meşakkatli yorucu ve aksiyonlu bir taşınmanın ardından,

nihayet yerleştim gibi. Olmayan şey kalmadı sanırım, taşınma maceramın içinde. Tuttuğum ev bir hayli tadilat istemesine rağmen, tam da düşündüğüm ve istediğim gibi bir yaşam tarzını içeriyor aslında. Tadilat timi ise mükemmel. Haberleri yok ama ben onlara ‘’Tadilat timi’ adını verdim. Turhan Karahan ve Sait’e ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Aynı soy ismine sahibiz evet. Bu da ilginç bir durum. Benimle aynı soy ismi taşıyan Turhan bey, yardımcısı Sait ile mucizeler yarattı diyebilirim size. Ve harika bir dost edindiğimi düşünüyorum. Turhan bey’le tanışmama vesile olan Bodrum’lu arkadaşıma da teşekkür etmeyi ayrıca bir borç bilirim. Misafirperverliğine de, 
bu güne kadar yapmış olduğu yardımlarına da,
bu vesileyle tekrar tekrar teşekkür etmiş olayım isterim.

 

Evet,

tüm bunlar öyle hemen oluvermedi tabi. 2015 yılının son dakikasına kadar, ne kadar üzüntü ve sıkıntı  varsa, tümünü yaşadığımı açık yüreklilikle söyleye bilirim size. Kiracı evin bir kısmını yılın son günü boşalttı mesela. Ama Tim hakikatli  olunca, böyle bir durumda, beni yalnız bırakmaya izin vermedi o güzel yürekleri . Herkes eğlence masasındayken, onlar benim evimde duvar kırdılar yılbaşı günü o saatte. Zorla, ağlayarak gitmelerini sağladığımı söyleyebilirim. Turhan bey’le tanışalı, o tarihlerde daha beş gün olmasına rağmen, ‘’İnsan ‘’ olduğunu söylemeden de geçemeyeceğim…

 

 

Bir de kedim oldu bu arada.

İzmir’den eşyalarımın yüklenmesi esnasında,

Oğlum Cem, o anda sokakta gördüğü bir yavru kediden bahsetmez mi?

‘’Anne lütfen onu da götür, sana arkadaş olur’’ ısrarlarına ‘’şimdi olmaz’’ yanıtı alınca, son gördüğüm manzara Ülfet teyzesi ile birbirlerine göz kırpmaları idi.

Varın gerisini siz düşünün…

 

İki kafadar,

minnağı kucaklarına alıp geldiler tabi ki. Onun üç ismi var. Ülfet ve ben İsmir, Cem Gandalf, annem ise sarman koydu adını. Sap sarı bir kedi olmasına rağmen simsiyahtı yavrucak. Sanırım kömür deposunda saklanmış olmalı. O kadar minnak ki, kendisini de temizleyememiş o güzellik. Bodrum’da Ülfet ile ilk icraatımız minnağı yıkamak oldu diyebilirim.

 

Bilenler bilir,

Ülfet’i bilmeyenler için, biraz anlatacağım kendisinden müsaade almadan. Bir yerde buluşmak için saatleşirsiniz Ülfet’le. Gittiniz ve o yok o saatte ? Bu mümkün değildir. Derhal etrafta kedi veya köpek aramalısınız. Onları buldunuz mu, Ülfet’i de bulursunuz. Mutlaka onları seviyordur. Her daim yanında koca bir çanta taşır. İçinde kedi köpek mamaları…

 

Bir keresinde,

bunu unutmam mümkün değil, anlatmam lazım;

İki dirhem bir çekirdek giyinir İzmir Alsancak’ta Kıbrıs şehitlerinde bir cafe’de buluşursunuz Ülfet’le. Bir bakmışsınız masadan kalkmış bir sokak köpeğine doğru gidiyor Ülfet. Buraya kadar bir şey yok, her şey normal. Ama ne görüyorsunuz dersiniz? O, çantasından koca bir kemik parçası çıkarıyor…

Canım Ülfet’im… Can Ülfet’im… İnsan o. Benimle Bodrum’a gelip, tüm mutfağımı o yerleştirdi. Beni yalnız bırakmadı can arkadaşım. İnşallah ileride ben de onun için bir şeyler yapabilirim. Ülfet o, Ülfet...

Başka meleklerim de var tabi ki de. Bu kararımı destekleyerek beni yüreklendiren Müge'm. Annemin Bodrum'a   gelişini organize ederken ona destek olan Nesrin'imiz. İzmir'deki gizli destek, anneannem Selime hanım'ın üç güzellerinden biri, hatta aramızda kalsın en güzeli, canım teyzem Şükran. Bana her imdat dediğimde can hıraş koli yetiştiren amcam oğlu Hakan'ım. Yine koli ihtiyacıma hastanelerden yetişen komşum Sevgül'üm ve Aydan'ım. Ülfet'im. Hepiniz iyi ki varsınız.

 

Ve…

Canım oğlum Cem...

Son gün taşınma esnası performansı muhteşemdi. Kararıma saygı duyarak beni desteklemesi, bu kararımı eleştirenlere gösterdiği seviyeli duruş…

Bazen bir bakıyorsunuz ki çocuğunuz, size hayat dersi veriyor. Yaralarımızı birlikte onarıyoruz biz. Onu çok seviyorum...

 

Tekrar 2015 ‘ e gelirsek;

ağır darbeler alındı 2015 de. Büyük kayıplar var hayatımla ilgili. Hiç kapanmayacak yaralar. Gönül yorgunlukları. Cam kırıkları. Tecrübeler ve dersler de var tabi ki. Farkındalıklar… Radikal kararlar da. 2015 yılı defteri böyle kapandı bende.

 

 

Yeni bir sayfa 2016…

 

Yeni bir şehir.  Yeni bir ev. Yeni bir yaşam. Heyecanlıyım… Turgut reis, küçük bir kasaba sanki. Sakin bir yaşam. Her şey elinizin altında. İşini bitiren soluğu sahilde, Amiral cafe de alıyor. İlginçtir herkes de birbirini tanıyor. Tanıyan, tanımayan herkes de sohbet halinde ayrıca. İkinci gün selamlaşma başlıyor çünkü. Kadınlı erkekli tipik bir kasaba kahvesinde gibisiniz. Herkes hayvan sever ayrıca. Anlıyorsunuz ki medeniyettesiniz…

Burada etkinlik takip etmeniz gerekmiyor. Tüm etkinlikler kitapçık halinde , cafeler de önünüzde zaten. Size sadece okumak düşüyor diyebilirim…

Burada olduğum için mutluyum…

 

Bakımının takibinden sorumlu olduğum, 83 yaşında ki demans hastası anneme gelince;

Onun için her şey, şimdi olması gerektiği gibi. Ve o çok mutlu. Doğru karar…

 

Ben ise;

düşündüm ki hayat, benim bakışımla anlam kazanıyor. Ya kalıp bir noktayı görecektim, ya da görebileceğim güzelliklerin tam ortasında bana sunulmuş olan hayatı farkında olarak yaşayacaktım.

 

O yüzdendir ki, ben maviyi seçtim.

O yüzdendir ki, Bodrum…


Kimsenin suçu yok.

Kimse de üstüne alınmasın.

 

Her masal da güzel bitmiyor ki, her zaman…? Ama her masal da bir öğreti, var her zaman. Hem Polyanna' da gerçeği biliyordu. Hayat da bir bilmece ve oyundu zaten.

 

O pencere de,

kendiliğinden açılıverdi işte…

 

 

Ayşe Nurhan Karahan