6. Oca, 2017

mavişim ve vazgeçilmezim...

Bana göre mucize denen şey,
bir insan vücudunda, başka bir hayatın tohumlanarak,
nefes bulması.

Evren bu muhteşem görevi şimdilik bazı dişilere vermiş. Ve ne şanslıyım ki, bu duyguyu sonradan da olsa, yaşayabildim ben.

Tam 26 yıl önce bu gün...
Gelişimi için gerekli zamanı beklemeden,
sabırsızlık edip, erkenden geliveren minicik bir yürek vardı kucağımda. Tam beş yıl sonra sahip olmuştum ona.
Ve bu gecikme sürecinde hep sorgulamıştım kendimi, doğurmak şartmıdır diye.
''Başka bir kanı, başka bir canı da sahiplenebilirim ben,'' dediğim anda, çalıverdi kapımızı o mas mavi, ışıl ışıl gözleri ile Cem.
Ona sahip olmak için çok ısrarcı olmuştum.
Geldiği andan itibaren de,
fazla ısrarın doğru olmadığını öğretmişti bana o. Primature doğmuştu, ve akciğer gelişimi henüz devam ediyordu.
Doktorumuzun önerisi üzerine onu yatırdığımız hastanede,
zatürre virüsü alması ile, durum daha da ciddi bir hal almıştı.
Anlayacağınız tüm annelerin,
dokuz ayın sonunda kaprisleri ile hamileliklerinin acısını çıkardıkları, o muhteşem loğusalık dönemi diye bir şey olamadı benim hayatımda.

Işıl ışıl mas mavi gözler ve hastane günlerimiz, bu günkü gibi aklımda.
Zor günler yaşanmıştı. Hazırlıksız yakalanmıştık bu sürece.
Ben doğum sonrası güzel günlere hazırlanarak,
oyuncağımın gelmesini beklerken, bir anda kendimi hastanede bulmuştum.
Cem'in krizleri ile birlikte,
doktorlar ordusu odaya dalar dalmaz,
kendimi tuvalete zor attığımı hatırlıyorum.
Nasıl da değişiyordu bütün kimyam onun krizleri esnasında?

Ama Cem o zayıf vücudu altında,
belliydi ki çok güçlü bir bünye taşıyordu.
Hamilelik süremde üç ay, bulantı nedeni ile beslenememiştim, ve erken doğum nedeni ile de topu topu dört ay beslenebilmişti o.
Her şeye rağmen çok güçlüydü.

İlk şoku atlatıp evimize giderken özel doktorumuzun sözleri hep kulağımızdaydı. '' Kış günündeyiz! Her kes grip! Mevlüt , ziyaret falan dinlemem! Bu çocuğun odasına bir müddet kimse girmeyecek! ''
İnanmazsınız belki ama, odasına kimseyi sokmamamız nedeni ile mahallede Cem ile ilgili bazı senaryolar bile dönmüştü.

Evimin içinde, Cemin üzerinden sevgi dolu maharetli ve şifalı elini hiç eksik etmeyen bir melek vardı. O, Cem ve bizim için en büyük şanstı diyebilirim. En az annem kadar sevdiğim nurlar içinde yatsın sevgili kayın validem, yani Nazike annem tüm şifa bilgilerini Cem için seferber etmişti.
Sonunda Cem kısa sürede gelişip o eksiği kapatmıştı .
Hala uyurken bakıp bakıp, kim bu koca adam diye geçiririm içimden.

Cem benim oğlum. O benim her şeyim.
Ama Cem denince aklıma hemen geliveren bazı şeyler var benim.

Hayata tutunmanın, azmin, ve vaz geçmemenin ısbatı o.
Bir de, her zaman her ihtimale hazır olmanın, gerekliliğinin ısbatı o.
Yeni bir yaşamın başlangıcı...
Cem'den önce, ve Cem'den sonra denen, iki dönemi belirliyor o hayatımda.

O, 26 yıl önce böylesine güzel derslerle giriverdi hayatımıza.
Bu sabah ki yaş günü mesajıma, yaşlandım diye yanıt veren koca bir adam artık o.
O artık annesine kol kanat germeğe çalışan bir erkek .
Benim onun için kaygılanarak söylediğim sözleri,
bana söyleyen bir adam o artık.

Ve fakat;
o bilmez ki hala,
o hastanedeki gibi bakar, o mas mavi ışıl ışıl gözleri bana?
O bilmez ki benim hala,
o üşütmesin diye, içim içimi yer?
Bilmez ki o,
hala içimin ilk günkü gibi titrediğini?

Canımın yongası,
ve o bilmez ki,
o benim yaşı kaç olursa olsun hala,
MAVİŞİM ve VAZ GEÇİLMEZİM?

 

Ayşe Nurhan Karahan